24 Aralık 2011 Cumartesi

kar faslı

Sevgili Günlük,
Bugün İstanbul'a kar yağdı. Kar dediysem, öyle lapa lapa yağış değil tabii ki! Sabah işe gelirken yüksek kesimlerde yağmur damlalarının arasına saklanan birkaç beyaz leke gördüm, o kadar. Yokuş çıkarken dizlerinin dermanı kesilen ihtiyarlar gibi mecalsiz mecalsiz süzülüyorlardı boşlukta. Hiç biri yeryüzüne inmeyi başaramadı maalesef. Halbuki dört gözle bekliyorum toprağın kar örtüsü ile kaplanmasını. Zira annemin "ortalık hastalığı" dediği grip kol geziyor ortalıkta. 15-20 gün önce bize de uğradı. Eskiden bir haftada atlattığım bu hastalık bir türlü gitmiyor. "Kar yağsa da tüm mikroplar ölse" diye ümid ediyorum ama yağmıyor işte.
Toprak eski toprak değil: Isındı, kar tutmuyor.
Zaman da öyle: Kışlar yaz, yazlar kışa döndü. 
İnsanlar desen bir alem: "Beyaz kabus" geri döndü diye haber yaparlar kar yağsa. O da yağmıyor işte.   

"Nerede o eski karlar" deyip maziye bir geçiş yapalım da bit pazarına nur yağsın bari. Anadolu'da, insan boyunu aşan kar kalınlığına şahit oldu bu gözler. Sabah bir kalkarsınız evin kapısı açılmıyor. Kar kapatmış. Gözün gördüğü her yer bembeyaz. Büyükler, evlerin üzerindeki karları kürümekle meşgulken biz çocuklar babamızın ağaçtan yaptığı küçük kızakları alıp köyün yamacına çıkardık. Ayakta lastik ayakkabılar. Üstümüzde başımızda fazla bir şey yok. Artık öğleye kadar mı olur, acıkana kadar mı olur? Aşağıya kadar sen kızağın üstünde, yukarıya kadar kızak senin sırtında. Kiminin başı yarılır, kiminin kolu kırılır...
Bir de avcılar peyda olurdu her kar yağışından sonra. Onlar sıkı giyinmiş bir vaziyette çıkarlardı ava. Dize kadar pantolonun üstüne çekilmiş yün çoraplar. Kar maskesine benzeyen yün başlık, kalın kabanlar vesaire. Yanlarında bezgin tazıları, omuzlarında çakaralmaz tüfekleri ile toplanırlardı köyün meydanında. Zavallı tavşanların artık hiç şansı yok. Tazıdan kaçsa tüfek saçmaları ile yuvarlanır beyaz karın üzerine. Sonuç malum. Akşama her birinin yedeğinde birkaç tavşan ve bol atmasyonlu avcı hikayeleri. Yatsı vakti tavşan köftesi hazır. Komşu hakkı bize de gelirse ne ala. Gelmezse avucumuzu yalamaktan başka çaremiz yok. Çünkü bizim aileden ava çıkan kimse yoktu. (Babam gençliğinde yaman avcı imiş o başka) Hayatımda hiç hayvan avına çıkmadım. Bir kere ırmakta balık avlayanların yanına takılmıştım. Bana acıyıp birkaç balığı söğüt çubuğuna dizip vermişlerdi. Eve getirdiğim tek "av" budur. 
Sevgili günlük, gördüğün gibi kar deyince bir sürü beyaz anı hayalimi işgal ediverdi. Şimdi bunları yazmaya kalkışsam pehlivan tefrikasına döner burası. En iyisi tadında bırakalım. İstanbul'a doğru dürüst kar yağmadığı müddetçe, her sene bu anılarla yetineceğiz nasıl olsa. "Arkası seneye" deyip, kapatalım bu konuyu en iyisi. Vesselam... 

Hiç yorum yok: