19 Aralık 2011 Pazartesi

Hz. Mevlânâ faslı

Ey hazinenin üzerinde oturduğu halde dilencilikten ölen!
Bu dünya bir ağaç; biz de, bu âlemde yarı ham, yarı olmuş meyvelere benzeriz. Ham meyveler dala iyice yapışır. Oradan kolay kolay kopmazlar. Çünkü ham meyve, köşke, saraya lâyık değildir. Bu dünyadan başka bir hayat tanımayanlar da o ham meyve gibidirler. Dünyadan ayrılmak istemezler. Çünkü, Sultan'ın sarayına, yani yüce Allah'ın (c.c.) cennetine çıkacak ne yüzleri, ne de olgunlukları vardır. 

Ey Hak âşığı!
Sen güzellik Yûsufusun. Bu dünya da bir kuyu gibidir. Allah'ın (c.c.) takdirine şikâyet etmeden boyun eğmek, sabretmek ise seni kuyudan çıkaracak, kurtaracak iptir. Ey dünya kuyusuna düşmüş olan Yûsuf! İp uzandı, onu iki elinle sıkıca tut. İpten gâfil olma ve yakalamışken bırakma; çünkü ömür tükendi, akşam oldu. 


Hazret-i Mevlânâ, Muhammed Celâleddîn-i Rûmî (k.s.) Efendimizin 738. Vuslatını hakkı ile idrak edebilenlere selam olsun. Hakkı ile diyorum; gerçekten de, aziz hatırasına yanlış yaptığımızı düşünmeye başladım. Her sene aynı şeyler oluyor. Vuslat törenleri artık "görsel" bir malzemeye dönüşmüş durumda. Hep aynı kişiler, aynı seramoniler, aynı kuru nutuklar. Kabukla uğraşmaktan bir türlü öze gelemiyoruz.  Edebe, âdâba mugâyir bir sürü uygulama tekrarlanıp duruyor. Turistik bir malzeme, kâr getiren bir sekör haline geldi bu törenler. "Arkadaşlar bir durun! bu işte bir yanlışlık var. Mevlânâ'yı Mevlânâ yapan sözlerini, kitaplarını hiç konuşmuyoruz. Sema' bir gösteri aracına dönüştü. İşin özünü unuttuk" diyebilen bir "Babayiğit" çıkmadı henüz. Vâ veylâ, vâ esefâ... 
Tuğrul Efendi'den öğrendiğimize göre, Hazret-i Mevlânâ celalli ve asabi bir mizaca sahip imiş. Diyorum ki, mübarek kabrinden çıksa, ilk önce kendisi adına tören düzenleyen zevatı kızılcık sopası ile kovalardı herhalde.
Neyse, biz Hazret-i Mevlana'nın dünya hayatını tasvir ettiği kelam-ı kibarını yazımızın başına ser levha yapalım. Umalım ki, bu küçük adımımız büyük hayrlara vesile olur İnşâallah. Vesselam...

Hiç yorum yok: