28 Ocak 2012 Cumartesi

söğüt serçesi bahsi


Aşık Veysel'in sâdık yâri "kara toprak" bugünlerde bembeyaz. "Elhamdülillâh-i alâ külli hâl" sırrı ile bakanlar için yeryüzü ve gökyüzü kaçırılmaz fırsatlar sunuyor. Gel gör ki bardağa hep boş tarafından bakmayı âdet haline getiren günümüz insanı Eyyâm-ı Kış'a da söylemediğini bırakmıyor. "Beyaz kâbus(muş), esâret(miş), felâket(miş), kış kıyâmet(miş)..." vesaire vesaire. Yahu neden "beyaz rahmet" demez sizin şu diliniz? Serçe kadar da mı aklınız yok?
Allah islah etsin diyelim, ne diyelim! Biz onları "kâbus"ları ile başbaşa bırakıp, güzel'den ve güzelliklerden bahis açalım. Sadık yârimizin, vatanımızın, Anadolu'muzun vefâkar dostlarını yâd edelim bugün. Dilimizin döndüğünce, gözümüzün gördüğünce.
Dün pencere önüne geldiler. "Biz buradayız" diyorlardı lisân-ı hâl ile. "Sıcak iklimlere gitmedik diğerleri gibi, ahdimize sâdıkız, dönmeyiz bu yoldan. Yokuşu sökmek için çatlasa da yüreğimiz, biz buradayız..." dediklerini duyar gibi oldum. Beyaz kar üzerinde hareket eden şirin lekeler. Tedirgin ve ürkek hareketleri ile, pır pır yürekleri ile rızık peşine düşmüşlerdi besbelli. Ekmek kırıntıları çok sevindirdi onları.
Vefâkarlık bu işte. Sadâkat bu! Bir serçe kadar olamadım da ona yanarım. Vâ veylâ, vâ esefâ...
Ben onu bunu bilmem arkadaş! Bu topraklarda kuş denince serçe, ağaç denince söğüt gelir bizim aklımıza. Her ikisi de bizim insanımızın kader arkadaşıdır, sadık ve fedakar dostlarıdır. Şehre geldik, kalabalıklarda kaybolduk, gene de bizi terk etmediler. Oğullarım bahçede oynarken ellerine geçirdikleri söğüt çubuğunu bir köşede toprağa sokmuşlar. Gölge demedi, su yok demedi tuttu oracıkta. Geçen 20 yıla yakın sürede dört katlı apartmanın yüksekliğine ulaştı boyu. Bu vefa değil de nedir? 
Dün pencere önüne gelen serçelerin fotoğrafını yayınlayıp altına bir şeyler arz* edince söğüt bize küsmüş(!) Haydi çıkalım, onu da kar altında görüntüleyelim dedik ama olmadı, kar-söğüt ikilisini bir arada bulamadık. Ama bir vesile oldu güzel bir mekana düştü yolum. Kar altında cep telefonumun kamerası ile birkaç kare çektim. Güzellikleri paylaşmak adına size de arz ediyorum. Aşık Veysel'le başladık, Aşık Ali İzzet'in bir sözü ile bitirelim yazıyı: "Güzele güzel bakmak güzeldir"

Gerçekler ve yansımaları...
Ve Su. Buna suyun cilvesi mi desek acaba?
Güzel manzara. Bulut, kuşlar ve ağaçlar...
Emin miyiz? Bu görüntü gerçek mi, yoksa gerçeğin yansıması mı?
Gören göze, akleden kalbe ihtiyaç var.
 Geniş ve derin bakınca  "Asıl" ortaya çıkıyor. Peki ya, asıl zannettiklerimiz  ne kadar gerçek?
Fani dünyanın aslına vakıf olmak için ne yapmalı acaba?
Yani bu evler, arabalar, ağaçlar, kuşlar, su, hava.... Hepsi bir gerçeğin yansıması mı acaba?
"Bilseydik ölürdük, ölünce bileceğiz"
Kamunun Halık'ı Bir'dir!
Niçin bazısı kafirdir?
Bu ne hikmet, bu ne sırdır,
Bilen gelsin bu meydana...
 Vesselam....

1 yorum:

Pepela dedi ki...

Bu ne hikmet bu ne sır ...