26 Şubat 2012 Pazar

Hayal bahsi


Ülkemizde TRT'nin tek televizyon kanalı olduğu yıllardan kalan bir anımı paylaşacağım, bugün sizinle. Cumartesi günleri canlı yayınlanan eğlence programının içinde Güner Ümit'in sunduğu bir bölüm vardı. İnsanlara hayalini soruyordu. Onlar da neyin olmasını arzu ettiklerini söylüyordu. Eğer bu hayal imkanlar dahilinde ise gerçekleşmesini sağlıyorduk ve bunu çekip yayınlıyorduk. Aslında çok güzel bir format. Dağarcığımda bir sürü anı var bu hayal programı ile ilgili. Dün  otelin terasından aşağıya bakarken bu anılardan biri depreşti. Dur şunu yazayım dedim. Dolabın üzerindeki yığınla resim arasından şu yukarıdaki fotoğrafı da bulduktan sonra sıra geldi anlatmaya:

Sene 1989 Nisan ayı. Ankara-Eskişehir yolu üzerinde Polatlı yakınlarında başladı çekimlerimiz. Karayolunu genişletme çalışmaları son sürat devam ediyor. İş makinalarının gıcırtısı, toz, duman birbirine karışmış durumda. Orta yaşlı bir amca  dozerin üstünde hayatından bıkmış bir vaziyette bize bakıyor. Güner bey isabetli bir kararla mikrofonu uzattı amcaya. Hayalini sordu. Adam gayet samimi bir tavırla mütevazi hayalini şöyle dillendirdi: "Ömrüm bu makinanın üstünde geçti. Birkaç ay sonra emekli olacağım. Ben bu dağlarda karınca hızı ile yol alırken üzerimden uçaklar vızır vızır geçiyor. Ömrümde hiç uçağa binmedim. En büyük hayalim uçağa binmektir" Bizim için mümkün bir hayal bu. TRT deyince akan sular duruyordu o yıllarda. Hemen biletler ayarlandı. "Yarın seninle İstanbul'a gidelim uçakla. Eyüp Sultan'da bir namazı kılarsın, akşama geri döneriz" dedik, kabul etti. 

Esas cümbüş bu adamcağız uçağa ayak basar basmaz koptu. O kadar doğal davrandı ki hayretler içinde kalmıştık. İş güzel çıkıyordu, amcanın hareketleri bizi güldürüyordu. Daha ne olsun?

Bu meslekte yığınla çekim yaptım, dozer operatörünün çekimi bu yönüyle hepsinden ayrılıyor. Kamera önüne geçen her kim olursa olsun mutlaka ya bir çekingenlik gösterir, ya da pür dikkat ne diyeceğini ölçüp tartarak söyler. Kamera önünde tabii hali ile davranan, konuşan kişi yok gibidir. Bu beyefendi o nadir kişilerden biri idi uçak çekimlerinde. Daha uçağa biner binmez etrafa hayretle bakmaya başladı. Hareket ettiğimizde kamerayı tamamen unuttu. Korkusu, hayreti ve tüm duyguları yüzüne, hareketlerine ve konuşmasına yansıdı. Uçak havalandıktan sonraki hal ve hareketlerini bir görmeliydiniz. Güner bey "amca senin dozer nerede kaldı, görebiliyor musun?" şeklinde sordu. "Ne dozerinden bahsediyorsun Güner bey, yollar ip gibi görünüyor, koca koca kamyonlar bile böcük gibi görünüyor buradan, Allah, Allaaah" diye hayretle uzun uzun baktı aşağıya. Bu çekimi hiç unutmuyorum.

Pilotla temas kuruldu, adamcağızı kokpite de götürdük. Onun için gerçekten eşsiz bir anı oldu. İstanbul'da planlandığı gibi Eyüp Sultan'a gidildi mi, adam sonra tek başına mı döndü, biz İstanbul'da mı kaldık, yoksa onunla birlikte Ankara'ya mı döndük? Bu detayları hiç hatırlamıyorum. Yukardaki resmin arkasında "5 Nisan 1989- İstanbul Atatürk Havaalanı" yazmışım. Ben sağ baştayım. Yanımda dozer operatörü amca (şimdi kimbilir nerdedir) onun yanında Güner Ümit, sol başta sesçi Hasan Drahyalı. (Hasan abi her zaman böyle idi. İşte bile kravat takardı.)

Vesselam...

2 yorum:

Adsız dedi ki...

ya hacı, kravat Nerde takılır kine ... :)))

Yol ve Yolcu dedi ki...

@adsız: bizim iş öyle büro işi değil. kravat biraz abes kaçıyordu dağda taşta. :))))