2 Şubat 2012 Perşembe

koku bahsi


Karlı bir kış gününün sabahında çıktık yola. Ankara'ya varır varmaz yoğun bir görüşme temposunun içine düştük. Üstad Necip Fazıl'ın "çatık kaş hükumet dedikleri zat" diye dert yandığı zamanlar geride kaldı elhamdülillah. Köprünün altından çoook sular aktı. Devran döndü. Artık, mütebessim insanlar var hükumette. Makamın, mevkinin geçici olduğunu bilen, halka hizmeti Hakk'a hizmet addeden ve ona göre davranan zâtların hükumet ettiği bir iklim hakim Ankara'ya. Bu günlere gelmek kolay olmadı tabii ki. Bu uğurda alın teri döküldü, yürek teri akıtıldı. Gencecik bedenler ağır sorumluluklar altında eğri hurma dalı gibi büküldü. Nicelerinin bugünleri görmeye ömrü vefa etmedi. Emeği geçen herkesten Allah(c.c.) razı olsun. Kim ne derse desin, Ankara'nın bu hâli bizi ziyadesi ile memnun etti. Bir devlet dairesinde masanın arkasındaki insanların güler yüzlü olması ne büyük bir nimettir? Bu nimetin kıymetini bilen bilir. Tabi ki kat edilecek daha çok yol var. Ama hakkı teslim etmek boynumuzun borcu.

Şenlenir Yûsuf'la bir gün Arz-ı Kenan gam yeme!
 
... Ve Yusuf. Dedesinin göz bebeği, güzeller güzeli Yusuf. Yorucu günün akşamında tüm yorgunluğumu silip atan Yusuf'çuk. Ya Rabbî bu çocuğun ve cümle neslimizin bahtını açık eyle. (amîn) 
Bundan sonrası anlatılası değil. Lütfen beni mazur görün.  
Karlı bir kış gününün gece yarısı İstanbul'a otobüsle döndüm. Yeni çıkan "suit"lerde tek kişilik koltuğa yol arkadaşım Yusuf'umun kokusu ile birlikte sığdık. Arada bir, derin nefes almama ve durduk yerde gülümsememe bir anlam veremeyen yolcular hakkını helal etsin. 
"Hocam her şeyi anladık da bu tesbih resmi nedir? Biz de buna bir anlam veremedik" diye sorar iseniz, cevabımız şudur: Her yazıya resim taleb eden sizler değil misiniz? Yazı resimsiz olunca bir bakıyorum kimse okumuyor. Ben de ne yapayım, bizimle birlikte Ankara'ya kadar gidip gelen bu tesbihciğin resmini çektim. "Hediye et" demeyin, edemem. Zira benim değil. Vesselam... 

Hiç yorum yok: