11 Mart 2012 Pazar

Hacı Bayram-ı Velî (k.s.) bahsi

Annesi "gine gönlün gaysı gaysı tütüyor" derdi bu nevi durumlar için. Yani bir şeyin olması için içten gelen tatlı bir arzu hâli. Yolcu'muzun canı seyahat çekmişti bu kış gününde. Daha dün "ben bu şehre aşık oldum galiba" dediği İstanbul'unu terk etmek istiyordu. İyi de nereye gidilir ki? Bir bahanesi olmalı, vesile gemisi yanaşmalı limana yolculuk için. Aklına ilkin Göynük geldi. Sonra kıvrım kıvrım Taraklı virajlarının karlı buzlu halini düşündü. Kışı düşündü; "kış kış!" diye kovaladı o fikri. Oysa Akşemseddin Hazretleri'nin manevi huzuru çok iyi gelirdi bu ruh haline. Derken, sonunda vesileli bir "yol" aralandı. Akşemsettin'in hocası Hacı Bayram-ı Velî'yi ziyarete gitmeye niyet etti cuma akşam üzeri. Bu vesile ile torunları da görmüş olacaktı. Cumartesi sabah namazından sonra sefer başladı. Otoban sakin, yollar güzel, Düzce'den sonra etrafta kar manzarası. Garip Yolcu'muz öğle olmadan torunlarına kavuştu. İkindi vaktinden epey önce çıkıp Tacettin Dergahı'na  da gitmeye karar verdi. Öyle de oldu. Muhsin Başkan'ın vefat yıldönümünde yazmak üzere Tacettin Dergahı izlenimlerini dağarcığına koyup yola devam etti. İkindi namazı öncesi Hacı Bayram Camii'ne vasıl olundu. Çevre düzenlemesi karınca hızı ile devam ediyor. Bu Ulus bölgesinin keşmekeşlikten kurtulmasını göremeyeceğim herhalde, diye düşündü. Yine de epey yol alınmış. Çirkin yapılar, gecekondular yıkılmaya başlamış. 


Bekleyen cenaze araçlarından, iki yaprağın daha hayat ağacını terk ettiği anlaşılıyor. Allah (c.c.) rahmet eylesin. Avluda kadınlı erkekli cenaze yakınları, türbe ziyaretine gelenler ve cami cemaati birbirine karışmış. Kişi sayısı kadar dert tasa ve meşgale görünüyordu yüzlerde.


Bizim Yolcu da karıştı onların arasına. Dert bin iken binbir oldu. Aslına bakarsanız, dünyada yaşamak başlı başına keder, acı ve firkat. Gerisi teferruat, vesselam... (bu vesselam sonda olmayacak mıydı hocam?)


Öncelikle, mümkün mertebe edebe, âdâba riayet ederek Allah dostlarını ziyaret etmeli. Ama ne mümkün! Kadın erkek karışık giriliyor. Mekan da dar olunca insanlar farkına varmadan hasenâtını seyyiâta tebdil eyliyor. En iyisi duaya dışarda devam etmek deyip çıktı kalabalığın arasından.


Caminin batı taraf dıştan görünümü böyle. İlk yapılış tarihi 1400'lü yılların ilk çeyreği imiş. Yani bu Mabed İstanbul'daki tüm camilerden daha eski. Zamanla yanlara ve arka tarafa doğru genişletmeler yapılmış. Turgut Cansever'in isabetle tespit ettiği gibi zaman içinde ihtiyaca binaen yapılan bu ilaveler bütünü tamamlamış. Osmanlı mimarisinin bir özelliği de bu. 


Son tadilat geçen sene yapıldı. Burası caminin arka tarafı. Tarihi evler yeniden hayat buluyor. Arkada Ankara Kalesi.


Namazdan önce diğer tarafa da bir göz attı hızlıca. Caminin hemen dibindeki Augustus mabedi çelik kafesle ayakta durmaya çalışıyor. Bu taraftan hanım cemaat giriş yapıyor camiye. 


Tüm kapılardan oluk oluk cemaatin camiye aktığını görünce bir an önce girmek gerektiğini anladı. Gerçekten de ezan okunmadan caminin dolmak üzere olduğunu gördü. Kimseyi rahatsız etmeden ön saflara doğru ilerledi. 


Tarihi mimberin sağ tarafında üçüncü safta kendisine bir yer buldu. Çaktırmadan bir resim de bu açıdan çekti. Sonradan ilave edilen ağaç süslemenin çürük diş gibi belli olduğunu siz de fark etmişinizdir.


Müezzin mahfili üst tarafta. Bu camide insanı sarıp sarmalayan sıcaklığın nedeni şu gördüğünüz ağaç işçiliği olsa gerek.


Namazdan sonra cemaat cenaze namazı için dışarda saf tutarken Yolcu üst mahfile çıktı. Tavandaki ve ön taraftaki ağaç işçiliği hayranlıkla seyretti.


Bu da cami içinin, mihrabın ve mimberin üstten görünümü. Avizeler muhtemelen yeni. Ama rahatsız etmiyor. "Demek ki oluyormuş" 


Burası da camiye ilave edilen bölümün üst katı. Tavandaki, direklerdeki ve duvarlardaki ahşap burayı da ferah bir mekana dönüştürmüş. Allah, sahib-ül hayrât ve hasenâtın cümlesine gani gani rahmet eylesin.

Hamiş: Hacı Bayram Camii'nin kıble yönü ile ilgili yazı* en çok okunanlar arasında. Yolcunun namaz kılarken bu "yön problemi"ni nasıl çözdüğünü mü merak ediyorsunuz? 
Efendim, öncelikle fitneye sebep olmamaya dikkat etti. Ama hiç bir şey bilmiyormuş gibi de durmadı namaza.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَإِنَّهُ لَلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Bu emir Rabbinden sana gelen gerçektir. (Biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.
(Bakara Suresi 149 Ayet-Diyanet Vakfı Meali)
Ayet-i Kerime'nin emrince hareket edip hafif sol tarafına doğru döndü. Secdeye giderken solundaki omuz komşusunun da aynısını yaptığını gördü. Bu ne güzel bir tevafuk. "Hasbunallahi ve ni'mel vekîl" Vesselam...

Hiç yorum yok: