17 Mart 2012 Cumartesi

Şakirin Camii bahsi

"Ey Yolcu, gene yanlış yerdesin. 'Yılın derbisi' Fenerbahçe-Galatasaray maçı burada oynanmıyor. Birkaç kilometre aşağıda, Şükrü Saraçoğlu Stadına gitmen gerekiyordu, ne işin var Burhan Felek'te"  diye nida etmeyin boşuna. Derbi-merbi işlerini terk edeli çok oldu. Burhan Felek'te bulunmamın başka bir nedeni var/dı. Amma ve lakin, tam içeri girerken her taraftan gelen  "Hayyeal'es Salâh" sedaları tüm planları değiştirdi. Yatsı vakti olmuştu ve içimdeki pusula en yakın ibadethaneyi aramaya başladı. Birden Şakirin Camii geldi aklıma. Oysa Kartal Baba daha yakındı. "Var bunda da bir hayır" deyip atladım arabaya. Sünneti kaçırsam bile farza kesin yetişirim diye düşündüm. Karacaahmet Kabristanı'nın Nuhkuyusu Caddesi'ne açılan kapısındaki güvenlik görevlisi arkadaşın arabayı park ettiğim yere itiraz etmesi beni biraz oyaladı. Sanki gecenin bu saatinde cenaze defnedilecekmiş de sıkışıklık olacakmış gibi aracı caminin önüne park etmemi istemiyor. Baktım uzatıyor "git işine kardeşim, bir şey olmaz" deyip koşarak girdim camiye. Cemaat farza durmuş, birinci saf dolmuş, ikinci safta iki kişi var. Üçüncüsü ben oldum. Sesinden genç olduğu belli olan imam efendi kardeşimizin kıraeti etkileyici. Son sünnet ve Vitr-i Vacip için caminin sathına dağıldığımızda şöyle etrafa bir baktım, gerçekten sıradışı bir cami burası.


Mihrabı, mimberi, kürsüsü, camdan duvarları, halısı, mahfili, avizesi, kubbesi, kısacası her tarafı diğer camilerden biraz farklı. İçerinin aydınlatması düşük olduğu için cep telefonumun kamerası ile çektiğim resimler pek iyi çıkmadı. 


Mihrab yakından bakınca istiridye kabuğu gibi göründü gözüme ama bu açıdan hilale benziyor. Mimber de değişik bir formda. Perde yok da insanlar yukarı çıkmasın diye konulan bariyerler iğreti duruyor, değil mi? 


Kubbenin yapısından dolayı diğer camilerde bulunan 8 adet levha 4'e düşürülmüş, isimler ikişer ikişer yazılmış. Gördüğünüz gibi Allah (Celle Celâluhû) ile Muhammed (Aleyhisselâm) yazıları bir levhada yer alıyor. Ebubekir (r.a) ile Ömer (r.a); Osman (r.a) ile Ali (r.a); Hasan (r.a) ile Hüseyin (r.a) isimleri birer levhada iç içe yazılmış. Levhanın hemen altında besmele ile birlikte Mülk Suresi yazılı. 


Caminin dört bir duvarı böyle cam plakalarla kaplı. Dışarısı görünüyor. Karanlık olmasına rağmen kabristanı görebildiğime göre gündüz bariz bir şekilde görünüyordur herhalde. 


Cam plakaların üzerindeki desenler yakından pek anlaşılmıyor ama uzaktan bakınca Kur'an sayfalarını andırıyor. 


Avize helezonik tasarlanmış. Camları su damlaları şeklinde. Kubbeyi ve mahfili de çektim ama ışıktan dolayı pek verimli resimler çıkmadı. Bu caminin web sitesinde güzel fotoğraflar var.  Buraya* tıklayarak ziyaret edebilirsiniz. 


Çıkışta hoca efendi ışıkları kapatırken gece dışardan görünüşünü çekmeye çalıştım. Caminin tanıtımlarında "modern, estetik" gibi sıfatlar kullanılıyor. Birkaç dakikalık gözlemle öyle veya böyle dememiz hadsizlik olur.  Yapımına kadın eli değdiği belli oluyor. Semiha Şakir Vakfı'nın böyle güzel bir hayra vesile olması takdire şayan. Yolu düşen herkesin hiç değilse bir vakitte bu mabedde namaz kılması tavsiye olunur. Ahiret'in giriş kapısı olan kabristanın yanıbaşında ibadet etmenin başka bir manası olsa gerek. Mümkün mertebe çok şahit toplamak lazım. Zira "biz bu dünyaya sahip olmaya değil, şahit olmaya geldik" Vesselam...

1 yorum:

gzelgrmek dedi ki...

çok etkileyici. hayat sana güzel abi :)