17 Kasım 2013 Pazar

Vakit Kardeşlik Zamanı

Anlaşıldı;  Gündemi alt üst eden şu meşhur "Dershane Kapışması" hakkında sıcağı sıcağına bir şeyler yazmazsak olmayacak. Her türlü yanlış anlaşılma riskini göze alarak -şimdilik- kafamızdan geçenleri yazalım en iyisi.
Her mevzuda olduğu gibi seçilmiş hükumetin eğitim alanındaki bir tasarrufunu konuşurken de gene ortadan ikiye ayrıldık ne yazık ki. Üstelik bu seferki saflaşmada kafalar epey karışmış durumda. Kuzu ile kurt aynı tarafta saf tutunca ister istemez irkiliyor insan. Neler oluyor, bizim bil(e)mediğimiz bir şey mi var? Anneciğimin demesiyle "hangi dağda kurt öldü" de düşman kardeşler bir araya geldi?
Olaya önce hükumet cenahından bakmaya çalışalım: Bizzat başbakan kaç defa dershanelerin bir şekilde tasfiye edileceğini cümle aleme ilan etti. Çarpık eğitim sisteminin bir neticesi olarak ortaya çıkan dershaneler büyüdükçe büyüdü ve bir sektör haline geldi. Geldiğimiz noktada dershane "asıl" okul "tali" unsur konumuna geldi adeta. Zaten yerlerde sürüne Okul'un ağırlığı dip yaptı. Ükle sorunlarını çözmek vaadi ile başa gelen bir iktidarın atması gereken adımdı bu. Nihayet 11 yıl sonra aklı başına geldi ki (ya da hazırlıklar bu kadar uzun sürdü!) bakanlıkta bir taslak hazırlığı gündeme düştü. Bir kanunun yasalaşma sürecinin en başı olan bu aşamada gümbürtü koptu. Halen de son sürat devam ediyor.
Biz hariçten gazel okuyanlar cemiyeti olarak bu noktada her iki tarafa da deriz ki;
Ey hükumet, ey devletlu! eğitim sistemindeki çarpıklık dershanelerle mi sınırlı? Her şeyi bitirdiniz sadece dershane mi kaldı, biraz erken değil mi, şunun şurasında daha 11 yıl oldu. Sizleri, sebepler dururken sonuca odaklanmaya iten ne? Mahzuru yoksa bilmek isteriz, neden şimdi?
Ey Cemaat! Bu ne şiddet, ne celal hocam! Kaç gündür dört bir koldan gözümüzü, kulağımızı ve bil cümle azalarımızı bombardımana tuttunuz. Yeter artık kardeşim. Henüz taslak aşamasındaki bir düzenlemeye verdiğiniz tepkinin boyutu sıradan bir vatandaş olarak beni korkuttu. Ne yani, sorumluluk makamında olanlar size danışmadan hiç bir iş yapmayacaklar mı? Bu ülkede sadece siz yaşamıyorsunuz ki. Hani nerede kaldı sizin meşhur diyalog yönteminiz?
İşin tuhaf tarafı başta da söylediğim gibi bu sefer taraflar bir acayip. Bay Kemal bile aniden dershane sevici oluverdi. Daha düne kadar karşı tarafta yer alan bil umum zevat demeç sırasına girdi adeta. "Sen neymişsin be dershane" diyesim geliyor. Özellikle cemaatin dershanelerine "bilmem ne yuvası" diye bühtan edenler birden dershaneci oluverdi. "Hangi dağda kurt öldü?"
Diğer taraftan cemaate husumeti olan herkes dershane bahanesini hiç kaçırmadı tabi ki. Aynı safta namaz kıldığı din kardeşine ağıza alınmayacak laflarla saldıranları okudukça kendimden utanır oldum.
Daha neler neler! İki günde dünya savaşı çıktı küçük ülkemizde. "Birbirimizi yedik" desek yeridir. Şimdi bu kadar kafa karışıklığından sonra siz Zihni'nin zihni olun da karar verin kolaysa. Kafam karma karışık.
Aşağıda sakal, yukarıda bıyık. İkisinin ortasında hayret ve dehşet içinde kalmış, ne söyleyeceği merakla beklenen dudak. (Atasözündeki "tükürme" ile bizim işimiz olmaz) Kime ne diyebiliriz ki? Haddimize değil, kulaktan dolma bilgilerle kardeşlerimize altından kalkamayacağımız laflar etmeyiz, Allah ettirmesin.
Ama temeli çürük bir eğitim sistemine kurban gitmiş biri olarak derim ki, hadisenin kökü çok derinlerde iken sathi pansumanlarla bu yara tedavi olmaz. Okulların hali ortada. Her gün önünden geçtiğim bilmem ne anadolu lisesinin öğrencilerinin seviyesini bizzat görüyorum. Bırakın liseyi ilkokul çocukları bile biribirine -afedersiniz- "oha"lı, "lan"lı konuşuyor maalesef. Dershaneler kapatılınca bu durum düzelecek mi?
Sonra, dershane sadece "dershane" değil ki. Çocuğunu çevrenin ve okulun zararlı etkisinden korumak isteyen ve dershaneyi bir "sığınak" gibi gören veli sayısı hayli fazla. Orada ilgi görüyor insanlar. Olaya bir de bu açıdan bakmak lazım.
Sözün özü, "durun siz kardeşsiniz" diye haykırma hakkım ve haddim olsaydı şu günlerde kullanmak isterdim o kontenjanımı. Her iki tarafın da toptancı olmaması lazım. Vur deyince öldürmemesi lazım.
Bizim aklımız ancak bu kadarına yetiyor. Buradan bakınca hadise böyle görünüyor. Yukarılarda neler olup bitiyor, bilmiyoruz. Filler ve Çimen filmi geldi aklıma birden. Bir de Basra'nın harab olmasından sonraki pişmanlıklar.
Hepsini anlarım da cemaat adına kalemşörlük yapan abilerin bu konuyu hayat memat meselesi yapmasını ve "sıfır tahammül" sınırında nöbet tutmalarını hayatta anlayamayacağım galiba. Sakin ol mübarek, sakin ol!
Vesselam...

Hiç yorum yok: