7 Mayıs 2014 Çarşamba

Tek Kişilik Direniş

Tikkat, tikkat. Muhterem kâriîn. Lütfen alıcılarınızın ayarları ile oynamayın. Arkanıza yaslanın, biraz rahatlayın. Relaks olun, 23 nisan çocukları gibi neşe dolun. Artık burada, öyle derin derin konular okumayacaksınız. Bundan kelli güleceğiz, eğleneceğiz, keyf alacağız dünyadan. 
Sonunda Yolcu'nun şifrelerini kırmayı başardım, blog yönetimini ele geçirdim.
Ben kim miyim? Aslında tanıyanlar tanır da, tanımayanlara tanıtayım kendimi: Ben Yolcu'nun çırağıyım. Onun korkulu rüyasıyım, haylaz evladıyım. Arada bir yanına gelip onu sinirlendiren ufaklığım. Her seferinde kötek yesem de, tabana kuvvet deyip kaçsam da başının belasıyım onun. 
Son kötek içime oturdu, işi gücü bırakıp kripto kursuna gittim ve başardım işte. Yönetim bende artık. 
"Çat, çat, çat, kel Behzat! Yaşasın kötülük!"
  

Dur bakalım neler var, gizli çıkınlarını açalım şu bizim "çok bilmiş" Hoca'nın. "Kayıtlar" bölümünde taslak halinde bekleyen bir yazı buldum işte.
Bir fotoğraf ve altına
"Ben bu fotoğrafı niye çektim, ne yazacaktım, oradan nereye varacaktım, hepsini unuttum. İnanın kafam karma karışık" 
diye başlayan kelimeler.
Tamaam, sonunda bir ip ucu bulduk, gerisi gelir artık. Şu fotoğrafa bakar mısınız? Çok kötü bir fotomontaj. Aklınca bize subliminal mesaj verecek. Dikey paralel yapıların önüne fotoşopla geyik resmi montajlamış. Seni gidi parelelci seniii. Kim bilir ne amaçla kullanacaktı bunu. İyiki kırdım şifrelerini. Acaba ne mesaj vermeye çalışıyor, merak ettim doğrusu.
Kırmızı üçgenin üst ucunun gösterdiği dairede mi acaba işin sırrı? Sağ ucu küçük bir parkı, sol ucu okulun üst katındaki bir sınıfı işaret ediyor. Yok yok, yanlış yoldayız. Bence şaha kalkmış geyik figürüne odaklanmalıyız. Tamam tamam, sözümü geri alıyorum, hemen tepki vermeyin. "Geyik muhabbeti" ile bir yere varılmayacağını ben de biliyorum. Öyleyse bu ne?
Anadolu'da, bir orman yolunda çektiği uyarı levhasını şehrin göbeğindeki beton yığınlarının önüne niye fotoşoplamış bu bizim Usta? Hay Allah, aklımı yiyeceğim!
Silelim gitsin en iyisi. Şift+alt+deleyt! "Beni del'eltmeyin leyn!"
Ya benimsin ya toprağın, haydi sana güle güle sevgili geyik.
- Hop hop, hoooop. Ne yapıyorsun evladım sen? Ne işin var benim bilgisayarımın başında, kalk bakalım oradan!
- (Eyvah) Şey Hocam, kem küm... ben, yani... şey edecektim.... size yardımcı olmak için, şey ediyordum... yani...
- Sus! Suç üstü yakalandın Köftehor. Kalk bakalım şuradan. Yahu sen hiç mi akıllanmayacaksın? Bina okumaya ne kadar heveslisin evladım! Pes doğrusu.
- Ama hocam, siz benimle hiç ilgilenmiyorsunuz ki! Varsa yoksa ülke meseleleri, politik kavgalar, şunlar bunlar. Ben de neyapayım, canım sıkıldı, bilgisayarınızı biraz karıştırayım, dedim.
- İyi halt etmişsin. Hepten karıştırmışsın aleti, bana ait oturumu nasıl açtın evladım? Bu ne edepsizlik, bu ne cüret? Dur bakayım ne yazmışsın buraya?
- Ne olur okumayın Hocam. Ben tam silecektim ki siz geldiniz. Şu enter tuşuna basayım, ondan sonra bakın.
- Yahu sen ne enterHasan adamsın. Madem utanacaktın niye yazdın? Ne utanmaz arlanmaz adamsın sen?
- Hocam cahilliğime verin. Ne olur okumayı bırakın şu yazdıklarımı.
- Evladım ne subliminali, ne pareleli, ne mesajı, ne fotoşopu? Nereden çıkardın bunları. Bir fotoğrafa bakıp bu kadar tezviratı nasıl ürettin?
- Ama Hocam, yiğidi öldür, hakkını yeme. Şu fotoğrafa kim baksa benim gibi düşünürdü. Bu ne Allah aşkına, niye böyle bir montajlı fotoğraf koydun buraya.
- Hasbünallâh. Oğlum ne montajı? Bildiğin sade bir fotoğraf bu. Dün akşam çektim. Her gün gidip geldiğim yol üzerindeki bir çarpıklığı dile getirmek için paylaşacaktım. Ama bir türlü ne yazacağımı bilemedim, kaldı öylece. Şu güzelim İstanbul'da gün geçmiyor ki bizi hayrete düşüren bir hadise yaşanmasın. Şehrin orta yerinde, göğe yükselen konutların arasından geçen yola "geyik çıkabilir" levhasını asan zihniyeti merak ediyorum. Bu adamlar ne yerler, ne içerler, nerede yaşarlar...
- Kusura bakma ama, bu fotoğrafın gerçek olduğuna hayatta inanmam Hocam. Bu kadar da değil yani!


- Buyur, daha geniş bir açı. Buna da inanmıyorum, dersen ensene tokadı yersin haberin olsun. Burası "şehrin parlayan yıldız ilçesi" Maltepe hudutları içinde bir yer. Ne oldu ise bu bölge toplu konut alanı ilan edildikten sonra oldu. Dağın yamaçları "top" atışına tutuldu adeta. Hani şu, "niş ada, beş ada bir salon, toki, kiptaş" diye pazarladıkları yamaç evleri var ya, işte o yamaç burası. Başıbüyük tepesi ile Gülsuyu tepesi arasında kalan vadi. Çok değil 10 sene öncesine kadar buralar "dutluk" olmasa da bildiğin dağ yamacı idi. Şu yolu da yeni yaptılar. Ama viraj işareti yerine geyik çıkabilir levhası koydular. Birileri bizimle inceden inceye dalga geçiyor da, onların kim olduğunu bulamıyorum maalesef.


Yahu burada geyik ne gezer? Güzelim yamacı talan ettiniz, ada manzaralı heyyula diktiniz, dudak uçuklatan paralarla sattınız. Alan memnun, satan memnun, oturun oturduğunuz yerde. Niçin sinirlerimizi geriyorsunuz? Niye bize bu zulmü reva görüyorsunuz? Lütfen kaldırın şu levhayı. Yoksa o levhanın dibinde tek kişilik oturma eylemi yapacağım. Demedi demeyin.


Tek başıma değilim bu şehirde, her geçen gün çoğalıyoruz, haberiniz olsun.
Kendi çapımızda baş kaldıracağız hayasızca akınlarınıza karşı, haberiniz olsun.
Donkişotluğu göze aldık, pilavdan dönenin kaşığı kırılsın diyoruz, anlıyor musunuz?
Fikirtepe'ye pıtrak dikeni ekmenize karşı çıkacağız, tek başımıza da kalsak yılmayacağız, haberiniz olsun.
Yolumuzu, suyumuzu, elektriğimizi kesseniz bile bizi topraktan koparamayacaksınız.

Dün Dünya Bülteni sitesinde gördüğüm şu resim ümidimi tazeledi.
Korkun artık bizden.
Belki evininin etrafını çepeçevre sardığınız bu amcayı ikna edeceksiniz.
Olsun. Bir ölür, bin diriliriz biz.

Beni asla kandıramayacaksınız anlıyor musunuz?
Çünkü kaybedecek bir şeyim kalmadı şu fani dünyada.

"Bütün dünya sizin olsun, bir dost bir post yeter bana"
Vesselam... 

1 yorum:

Adsız dedi ki...

insanlar neden bu tarz haberlere gozlerini yumarlar? calismalarinizi ogrenmek istiyorum ya da cozum acisindan neler dusunuyorsunuz gulsuyunda oturuyorum asla boyle bir sey olmasini istemiyorum