25 Temmuz 2014 Cuma

Ah Filistinim, Vah Gazzem

...............
Nedir sancısını duyduğum yüreğimin taa ortasında?
Gece gündüz, rüyalarıma giriyor.
Kolu kopmuş, kan içinde Gazze'de, Şecaiyye'de, Beyt Hanun'da... 
Nemrut ateşinde can çekişen günahsız çocuklar,
Rüyalarıma giriyor...
.....................
Geceler, katil geceler!
İstemiyorum ensemde soluğunuzu!
Kanlı dişlerini görüyorum her gece,
Kızıl ve kara emperyalizmin.
Kırmak istiyorum ayağımdaki prangaları,
Soğuk bir ter süzülüp düşüyor yanağıma,
Ağlamak istiyorum.....

22 Temmuz 2014 Salı

14 Temmuz 2014 Pazartesi

RamaZa/ma/n'da Tefekkür

BİLİNÇ ALANINA GEÇMEK

İslam dünyası toplumlarında dini hayat düşüncelerden ve fikirlerden çok; duyguları/heyecanları harekete geçiren bir dil/kültür/yöntem üzerinde yoğunlaşıyor. Bu dil sebebiyle toplumlarımız, geleneklerin ve duyguların dünyasında yaşıyor, İslam popülarize ediliyor, ya da gelenekselleşitiriliyor. Bu dil/kültür/yöntem, insanları/kalabalıkları rahatlatıyor, hayal ve umut alemlerine sürükleyerek oyalıyor. Bu dil/kültür/yöntem sebebiyle yapısal/temel sorunlara odaklanmak yerine, temelsiz iyimserliklere odaklanıyoruz. Türkiye örneğinde de yaşadığımız üzere, seküler bir siyasal kimliğimiz var, duygusal bir İslami kimliğimiz var. İslami kimliğimiz duygusal bir kimlik olduğu için, boşlukta kalan yargılarda bulunuyor, havada kalan yorumlar yapıyoruz. Birbirine zıt/karşıt bu iki kimliğin nasıl uzlaştığını, nasıl uzlaştırılabildiğini düşünmek-tartışmak istemiyoruz. Daha doğrusu mevcut durumun vahametini bile kavrayabilmiş/hissedebilmiş değiliz.

Seküler düşünce/kimlik, dini gerçekliğin reddi anlamına geldiği halde, efsanevi kurgular sebebiyle, bu anormalliği sorun haline getirmeden hayatlarımızı sürdürebiliyoruz. Günümüz Müslümanları İslami bütünden, tevhidi bütünden, ümmet bütününden kopmuş/koparılmış parçalar halinde yaşıyor, İslami bütünlüğün altüst edildiğini görmüyor. Zihin dünyamız, ahlaki dünyamız bütün tarihsel değişimlere kayıtsızca maruz kalmaya devam edebiliyor. Her tür popülizm, düşünsel/entelektüel çalışmaları küçümsüyor, iktidarlar meczup sayıların ilgisine bile ihtiyaç duyabiliyorken, niteliksel yoğunluklara ihtiyaç duymayabiliyor. Her tür popülizm yalnızca sayıları çoğaltmaya yarıyor.

TAŞRALILIKTAN BİR TÜRLÜ KURTULAMIYORUZ

Mutlak bir zihne, mutlak bir sezgiye sahip olduklarına inanılan üstadlar, mübarek zatlar ufuklarımızı kapatıyor. Bugün için yapabilecekleri bir şey olmayan ölülerden medet umuyoruz.

Günümüz gerçekliği içerisinde, seküler gerçeklik içerisinde, İslami kavramlara/yapılara, ölçülere başvurmuyoruz, bunlara ihtiyaç bile duymuyoruz. Kitleler geleneğe taptıkları için ölümsüz saydıkları üstadlar/şeyhler mitolojisi dışında hiçbir ilkeye değer vermiyor. Apolitik pasiflik güçlü bir geleneğe dönüştürüldüğü için bir türlü bilinç alanına geçemiyoruz. Bütün bunlar olup biterken düşünce hayatımız bir içerik çözümlemesi yapmıyor, yapamıyor. Romantik bir iklime kapanmanın sakıncalarından söz ettiğimizde, aşırılıkla suçlanabiliyoruz. Cemaat dili/söylemi aldatıcı efsaneler/kerametler/menkıbeler/masallar/yalanlar tarafından oluşturuluyor. Eleştirel akla sahip olmayanlar, kendilerini nesneleştiren, sürüleştiren süreçlere kendileri katkıda bulunuyor. Eleştirel dikkat, eleştirel akıl olmayınca insanlar, halklar sürekli olarak avutulabiliyor, aldatılabiliyor, yanlış ve gerçekdışı beklentilere sevkedilebiliyor. Eleştirel bilinç ve eleştirel akla sahip olmadığımız için, Müslümanlar olarak maalesef sınırsız bir edilginlik içerisinde bulunuyoruz.

Ait olduğumuz anlam/kavram/değer sistemine yabancılaştığımız için, hiçbir edilginlik durumunun nasıl aşılabileceğine ilişkin bir sorgulama yapmıyoruz. Yalnızca iman, yalnızca maneviyata indirgenmiş bir İslam yaklaşımı için, edilginlik bir problem olarak görülmüyor. Evrensel bir sistem olarak tasavvur edilmesi gereken İslam, bugün yerel bir sistem bile değil. İslami olduklarını iddia eden cemaatler bürokratikleşiyor, pazarlama şirketlerine, halkla ilişkiler ve lobicilik şirketlerine dönüşüyor.

ULUS DEVLET ÇIKARLARI

Düşünen akıllar yerine, bilinçli akıllar yerine, hesap yapan akıllar, pazarlama yapan akıllar geçiyor. Cemaatler duygusal ve romantik yatırımlar peşindeler. Herkes kendisini haklı çıkarabilmek için, her tür propaganda yalanına başvurabiliyor. Herkes pragmatist bir çağın gereklerini yerine getirmek için mücadele veriyor. Aziz İslam ümmetinin, kültürel, hukuki, siyasal birliği ile ilgili bir mücadelemiz olduğunu iddia edemeyiz. İslam toplumların siyasal bir güce sahip olmadıkları gibi, düşünsel/kültürel/felsefi/manevi bir güce de sahip değiller.

.........

Günümüzde iletişim kültürel bir olgu olmaktan çıkıyor, ideolojik baskı-çıkar aracı olarak kullanılıyor. Medya Türkiye'de olduğu gibi, topluma beğeni/tercih zorbalığı uyguluyor, içerik dayatıyor. Medya kendisini bir kontrol otoritesi gibi görebiliyor. İletişim özgürlüğü edepsizlik ve hayasızlık özgürlüğüne dönüşüyor. Sınırsız özgürlük, nihilizm ve hiçlik biçiminde somutlaşıyor. Teknoloji ile bütünleşen insanlar da artık, araçlar gibi işlemeye başlıyor.

GÖRSEL NESNE OLARAK KADIN

Edilgin alıcıların dünyası anlam anarşisinin derinleştiği bir dünyadır. Görsel ve işitselin yayılmasıyla birlikte, okuma oranları hissedilir ölçüde düşüyor. Televizyon kültürü alışkanlıkları ve davranış biçimlerini homojenleştiriyor. Kadınlar görsel nesneler haline dönüşüyor. Modern-liberal kadının görsel nesne olmakla ilgili hiçbir rahatsızlığı yok.

İslam dünyası toplumlarının halen karşı karşıya bulundukları epistemolojik bunalımı aşabilmeleri için, İslami bilginin düşüncenin, hakikatin, aklın, vahyin bütünlüğü zemininde bağımsız bir zihniyet dünyası oluşturmaları, öncelikle bu amaca yönelik olarak ümmet çapında bir entelektüel mücadeleye cesaret etmeleri gerekir.

Atasoy Müftüoğlu*