29 Mart 2015 Pazar

Çeeek Ustam'a Damardan

Henüz gelip buraya bir çift kelam etmedi değil mi? Yok yok, bizim usta iyilikten, iltifattan anlamıyor. Yahu insan yılların emeği blogunu benim gibi kendini bilmez bir çömeze bırakıp gider mi? Gitti işte. Ama ben onu buraya nasıl getireceğimi biliyorum. Siz hele şöyle bir kenarda bekleyin dostlar. Madem öyle, biz de B planını devreye sokalım o zaman. Müslüm Baba'dan rica edelim, o buğulu sesi ile Yozgat Sürmelisi söylesin. Müslüm denince de, Yozgat denince de dayanamaz çünkü. Üstüne bir de burnunun direğini sızlatan resimlerini buldum, onları arka arkaya sıralayalım, bak nasıl gelecek. Madem öyle işte böyle Ustacığım. Bunu sen istedin.

Sıradaki parça bizim ustanın bir kulağından girip öbür kulağından çıkmaya. 
Vücuttaki tüm damarlara yıldırım hızı ile yayılırken aklını baştan ala,
Ciğerinde onulmaz yareler aça, nefes almakta zorlaya,
Yüreğinde deprem etkisi oluştura, çıkan yangın bedenine yayıla,
Dizlerinde derman, gözlerinde fer kalmaya, 
Ta ki buraya gele ağlaya ağlaya,
Ha gayret, Müslüm Baba.


Not: Sevgili Ustacığım, sana bir sürprizim var. Hani Müslüm Gürses ile ilgili bir siteye yorum yapmış, sonra da bir türlü bulamamıştın, artık ümidini kesmiştin ya? Geçen internet dehlizinde gezerken bulduk onu. Müslüm babanın vefatı üzerine kaleme alınmış güzel bir yazının altında rastladık yorumunuza. Yitik bulundu dedim, gözlerim yaşardı. İşin güzel tarafı sitenin ismi "Yitiğin Peşinde" Ne hoş tevafuk değil mi? Zahmet etmeyesin diye oradan kopyalayıp buraya yapıştırdım o yazını. Geliş hediyesi olarak kabul edersin artık. Selam eder ellerinden öperim.
Eyvallah...


Zihni Yildiz 5 Mart 2013 11:20

Yıl 1992 veya 1993. Kanal 6'nın kurulur kurulmaz fırtına gibi ortalığı kasıp kavurduğu yıllar. Hemen hemen tüm sanatçılarla sözleşme imzalanıp programlar yapılıyor. Müslüm Baba da var onların içinde. Konser çekimi için Yedikule Zindanlarındayız. Saatlerce önceden hıncahınç doldu o koskoca alan. Çekim hazırlıklarını zor şartlar altında yapıyoruz. Sahnenin tam karşısına, meydanın orta yerine takip spotu ve pilot kamera için 2-3 metre yüksekliğinde bir platform yapıldı. Kalabalığı yara yara görev mahallim olan platforma ulaşmakta epey zorlandığımı hatırlıyorum. Neyse konser saati yaklaştıkça seyirci sabırsızlanıyor. Tam bu sırada bizim için küçük, Jiletçiler için büyük bir sorun çıktı. Platforma gelen elektrik kesildiği için konser başlayamıyor. Nereden olduğunu bulmak çok zor, çünkü seyircinin içinden geçiyor kablo. Onların arasına girmek cesaret ister. Işıkçılar uğraşıyor, zaman geçiyor, Müslüm çıkmıyor, seyirci ıslıklıyor, sinirler geriliyor. Nihayet kulisteki Müslüm Baba olaya müdahale etmek zorunda kalıyor. Sahneye çıkıp gecikmenin nedenini eliyle platformu göstererek izah etmeye çalışıyor. İşte o işaret az kalsın benim şu dünyayı feci bir şekilde terk etmeme sebep olacaktı. Önce öfkeli bakışlara hedef oldum. Sonra kuleye hücum başladı. Aman Allah'ım, korkudan tir tir titremeye başladım. Birileri tırmanmaya başlamıştı bile. Elimde bulunan volkitolkiyi mandallayıp "imdaaat" diye haykırdım rejiye. Onlar da sahnedeki arkadaşlara hayladılar. Ve imdadıma Müslüm Baba yetişti. Hızla tekrar geldi sahneye, o baygın sesi ile "çocuklaaar yapmayın, inin oradan" demesi ile zaman durdu adeta. Öfkeli gençler gerisin geriye döndüler. Linçten kurtulmanın sevinci ile o gece nasıl çalıştığımı hatırlamıyorum. Muhtemelen benim kameradan giden görüntülerde hissedilir bir titreme vardı. Bana zarar vermeyen o gençler ilerleyen saatlerde kendilerine zarar vermeye başladılar. 
Dediğiniz gibi gerçekten nev'i şahsına münhasır bir insandı. Allah taksiratını affeylesin.

27 Mart 2015 Cuma

Haberin Devamı

"...nerede kalmıştık?" diye devam edeceğim etmesine de, yeni gelenlerin evvela bir önceki yazıyı*  okuması lazım. Aylardır kendisinden haber alamadığınız Yolcu'yu çekiştirmeye devam ediyorum, O'nun ele avuca sığmaz "haşarı" asistanı olarak. 

Bizim Usta coşmuştu bir kere, tutabilene aşk olsun. UTESAV başkanı olan arkadaşı İsrafil Bey'in isteği üzerine Erdemli Hayat sitesinde de yazmaya başladı bu arada. Laf aramızda her iki mecrada da yazdıklarının çıkış noktası blog yazıları oluyor. Artık buna kolaycılık mı dersiniz, pekiştirme mi dersiniz; şimdilik böyle bir yol izliyor. Bunu sizinle paylaştığımı duyarsa beni iyi bir haşlar, o ayrı konu.


Mesela yukarıda gördüğünüz gibi Erdemli Hayat'taki son yazısı daha önce blogda "Kargaların Kavgası" başlıklığı ile yayınlanmıştı. Gerekli ekleme-çıkarma yapılıyor, başlık güncelleniyor. Al sana yeni yazı. Böyle yazarlığı ebem de yapar. 
Ama, yiğidi öldürsek de hakkını yemeyelim. Yazılar her iki mecrada da nasıl oluyorsa acayip ilgi görüyor. Demek ki yeni yeni insanlara ulaşıyor. Ali Fuat Paşa ile ilgili yazı tarihçilerin bile dikkatini çekmeyi başardı. Yani sizin anlayacağınız bizim cenahta işler şimdilik iyi gidiyor. Amaç iyiliğin, güzelliğin yayılması olduğu için maksat hasıl olmuş sayılır aslında. 


Şimdi bana her şeyi deyin de "bu gazete kupürü de nereden çıktı" demeyin lütfen. Bizim usta ile ilgilisi olmasa buraya niye koyayım ki. Ne olmuş senin ustaya. Paralel işlere mi kalkışmış, Yıllar önce girdiği TRT sınavında kopya mı çekmiş? söyle kardeşim diyeceklere aşk olsun. Ve dahi teessüf ederim, afedersiniz. Bizim ustaya yapılacak en büyük iftiradır bu. Böyle diyenleri duysa "sayın okuyucu"luktan aforoz eder alimallah. Kupürün sağ tarafına bakacağınıza sol tarafındaki köşe yazısına baksaydınız anlardınız maksadımı. Tabi ki "gazetede müstear isimle köşe yazarlığına başladı" diye uçuk bir şey demeyeceğim. Ama abone olduğumuz Yeni Şafak gazetesindeki bir köşe yazısında ustamın isminin geçmesi takdir edersiniz ki bizim için gurur verici bir şey.

Laf aramızda bu duruma bizim usta pek sevinmedi. Garip bir ruh haline büründü. "Böyle şeyler bizi bozar evlat" dedi. "İsmail kardeşimiz sağ olsun, bizi onore etmek için ismimizi zikretmiş ama hiç gerek yoktu" derken samimi olduğunu yüzündeki hüzünden anladım. "Biz kimiz ki" diye devam edip uzun bir nutuk çekti bana. Dedim ya enterasan bir adam bizim usta. En iyisi kendi haline bırakalım. Blogunda tekrar yazmaya başlaması için dua edelim. 

Hadi bana eyvallah. 

25 Mart 2015 Çarşamba

Yolçi'den Xeberler

Tikkat! Tikkat!
Anons Edirem, Anons Edirem!

Sayın okuyucular, lütfen toplanın. Size kayıp Yolcu'dan haberler getirdim. Fazla zamanım yoktur, iki dakka anlatıp gideceğim. Sonra "ben duymadım, haberim olmadı" diye mızmızlanan olursa üzülürüm, ona göre. Herkes geldi ise hadi başlayalım:

En baştan şunu söyleyim, Yolcu'muzun sağlığı iyi, garip garip dolaşıyor, her zaman olduğu gibi. "Ne var ne yok" diye soranlara "hayat devam ediyor, yalan dünyanın yalan işleri ile uğraşıyoruz işte" diye cevap veriyor. Yüzündeki ifade gittikçe esrarengiz bir hal almaya başladı. Mahzun mu, mesut mu anlamak mümkün değil. Üzüntülü desek yüzündeki tebessüm neyin nesi, mutlu desek gözlerdeki çilermenin kaynağı ne? Garip bir durum. 

Efendim bizim Yolcu boyundan büyük işlere girişti son birkaç aydır. Siz de anlamışsınızdır herhalde. 2006'dan beri devam eden blog serüveni neredeyse sekteye uğrayacak bu yüzden. 2015 Şubat'ında sadece 2 yazı girdi. Bugün Mart'ın 25'i olmuş, tık yok. Bari ben duyuru mahiyetinde bir yazı gireyim de kesinti olmasın dedim. Ben kim miyim? Bilen biliyor da, bilmeyenler için izah edeyim; Yolcu'yu gölge gibi izleyen "yaramaz" talebesiyim. Getir götür işlerini bana yaptırır, hırsını benden çıkarır, sevincini benimle paylaşır, derdini bana döker, sırrını bana açar. Dolayısı ile onun siteye giriş şifrelerini de bildiğim için bir fırsatını bulup girdim buraya sizi haberdar etmek için. Bu kıyağımı unutmayın.

Ne diyordum, boyundan büyük işlere girişti. Bilmem haberiniz oldu mu? Erken kalkanın köşe yazarı olup, köşe bucak ahkam kestiği caaanım ülkemde bizim Yolcu da bu furyaya katıldı maalesef. Artık yapacak bir şey yok. Başarılı olması için elimizden gelen desteği vereceğiz mecburen. Yerli Fikirler diye bir site kurdular. İlk başlarda biraz zorlanılsa da yavaş yavaş rayına oturdu. 3 aydır yayında, şu ana kadar 150'ye yakın makale girişi oldu. Nihayet bugün oturdu "hakkımızda" sayfası için üç beş cümle yazıp gönderdi.

Hadi bir hinlik yapayım, Yolcu'dan kötek yeme pahasına Yerli Fikirler'de yayınlanmadan blogda paylaşayım bu cümleleri:

Ülkemizin dört bir yanından birkaç “dertli” insanız biz. Medeniyet ışığına hasret gözlerimize uyku girmedi, yönümüzü ufka çevirdik, umut ve heyecanla Fecr-i Sadık’ı bekliyoruz. Yüreklerdeki hasret ateşine çare sadedinde karınca kararınca bir şeyler yazmaya karar kıldık. Talibi için kelimelerimiz kement olsun. Gayret bizden, Tevfik Allah'tan. 

Gönlümüz tüm dert ehline açıktır.

Görüş ve önerileriniz için:

Sosyal Medya:
Google+ : Yerli Fikirler
Facebook:  Yerli-Fikirler
Twitter   : yerli_fikirler 



Sitenin Ana Sayfası böyle. Sade bir görüntü tercih edildi. Şimdilik 21 yazar var. Çoğu akademik çeverden bilim adamı. Alanları ile ilgili konularda söylemek istediklerini bu mecrada da paylaşıyor hocalarımız. Yolcu'ya düşen görev işin "hammaliye"si. Seve seve yapıyor. Bilim insanlarının arasında "filimsel" konulara girmeden arada bir yazı yayınlamak niyetinde; ama koşuşturmadan oturup yazamadı bir türlü. Şu ana kadar çoğunlukla blogdaki yazıları güncelleyerek birkaç yazı girdi. 

Eyvah eyvah, bizim Usta geliyor. Şimdi beni bilgisayar başında böyle yazı girerken görürse deliye döner. Kusuruma bakmayın, hemen çıkmam lazım. Oysa anlatacak bir sürü haberim vardı. Neyse, bir fırsatını bulup gene geleceğim, bekleyin beni anacığım tamam mı? 

Hadi bana Eyvallah....