21 Ocak 2016 Perşembe

Ölüm Çizgisi

Bu tiviti dün (20.01.2016) 13:25'te atmışım twitter ırmağına. Nereden esti ise birden ölüm geldi aklıma. Bir süre avucumla çenemin altını kavrayıp dirseğimi masaya dayadım ve ölüm gerçeğini düşündüm. Şu fani dünya hayatının belki de tek gerçeği. Kim nerede, hangi şartlarda doğarsa doğsun, nasıl yaşarsa yaşasın dönüp dolaşıp en sonunda ölüm denen geçide gelmek zorunda. O noktada her canlı eşit. Hayatın etrafını saran keskin bir çizgi. Kimseye torpil geçmiyor. Herkes bu çizgide eşitleniyor. "Ben zenginim, çizgi-mizgi tanımam, kaldırın önümden, ya da hiç değilse benim için esnetin, şimdi ölmek istemiyorum" yok. Zamanı geldiğinde zengin de, fakir de; genç de, ihtiyar da o çizgide ip gibi hizalanıyor. "Alçak dağları ben yarattım" hadsizliğine düşen de, dünyaya gelişi ile gidişi fark edilmeyen gariban da geliyor. Huysuz yarış atlarının gözlerinin bezle kapatıp start noktasına sürüklendiğini hayal edin. Sabırlı mürebbiyemiz ölüm de zamanı gelince kibirli fanileri kulağından tutup getiriyor dar geçidine. Erkekse gelmesin. "Ölüm var yahu!" Bir dahi aşk ile "iyi ki ölüm var" Yâ Hû!

Bu günün haberini  de işe gelirken arabada radyodan duydum: Ünlü iş adamı Mustafa Koç bu sabah spor yaparken kalp krizi geçirmiş, hemen 112 aranmış, gelen ambulansla en yakındaki hastane olan Beykoz Devlet Hastanesinin acil servisine kaldırılmış, burada yapılan ilk müdahelenin ardından çağırılan helikopterle sahibi olduğu Amerikan Hastanesine nakledilmiş. Sağlık durumu ciddiyetini koruyormuş.

İşe geldiğimde hastane önünden canlı yayına geçen televizyon kanallarına göz attım. Durumun kötüye gittiği suratlardan belli oluyordu. Kısa süre sonra doktorlar tarafından resmi açıklama yapıldı. "Mustafa Koç her iki hastanede yapılan 4 saatlik tüm çabalara rağmen kalp krizinden hayatını kaybetti"

Yani sizin anlayacağınız dün attığım yukarıdaki tivitin üzerinden daha 24 saat geçmeden böyle bir "ünlü" ölümü ile karşılaştık. Tamamen rastlantı. Bu iki durum hayat ırmağında giderken birbirine rastladılar o kadar. Yoksa dün bu zamanlar ben nereden bilebilirdim ki bugün Mustafa Koç'un öleceğini? Ölüm gerçeğinin onu tam da Davos'a gidip konuşma yapacağı günün sabahında yakalayacağını nereden bileceğim ben?

Şu köşe yazısı da böyle bir güne rastladı. Hey gidi "garip" rastlantılar dünyası hey! (Davos dedik gazeteyi açar açmaz karşımıza çıktı)
........
Bu kadar önemli ismin İsviçre'de kayak partisi düzenlemek için toplanmadığı muhakkak. Ama asıl sorun burada temsil edilenlerin gerçek hayatta insanlığa neye mal olduklarıdır. Yani Davos'un insanlığa maliyetini konuşmadan gizli kararlardan bahsetmek abesle iştigal etmektir.

Davos komplolarının gizlediği acı hakikat bir kaç cümleden ibarettir.

1- Uluslararası yardım kuruluşu Oxfam'ın raporuna göre, dünyanın en zengin 62 kişisinin serveti, dünya nüfusunun yarısı olan 3,6 milyar insanın mal varlıklarına denk geliyor.

2- Dünya ekonomisinin en büyük ilk beşini oluşturan ABD, Çin, Japonya, Almanya ve İngiltere'de toplam milli gelirin 2016 yılında 41,7 trilyon dolara ulaşması beklenirken, bu da toplam dünya milli gelirinin yüzde 55'ine denk geliyor.

Evet, Davos hakkında ne türden komplo kurulursa kurulsun ne türden efsane anlatılırsa anlatılsın somut gerçek budur.

Küresel kapitalizmin isimleri iri iri harflerle yazılan patronları, yöneticileri, entelektüelleri, siyasetçileri ne türden yaldızlı cümleler kurarsa kursun tartışılmayan gerçek bu iki maddede yatıyor.
Herkesin bildiği açık gerçeğin daha acıtıcı ayrıntılarını paylaşabiliriz. Zaten bu küresel sistemin küresel adaletsizliğine dair veriler o kadar gerçek ki, gerçekliğinin şiddetinden algılayamaz oluyoruz.

Finans kuruluşu Credit Suisse ile Forbes dergisinin verilerine göre, en zengin 62 kişinin serveti, dünya nüfusunun yarısını teşkil eden en yoksulların toplam servetine denk geliyor. Bu 62 kişinin serveti, 2010'dan bu yana 500 milyar dolar artarken, en yoksul yüzde 50'yi teşkil eden 3 milyar 600 milyon kişinin serveti 1 trilyon dolar azaldı. Rakamlarla konuşmaya devam edecek olursak; daha ürkütücü tablo çıkıyor. 2010 yılında sahip oldukları servet dünya nüfusunun yarısına denk gelen zengin sayısı 80 kişi iken bu rakam bugün 62'ye inmiş bulunuyor.

Bu durumun anlamı şudur; dünyada servet gittikçe daha küçük azınlığın eline geçiyor, fakirler gittikçe daha da fakirleşirken bu muazzam gücü elinde tutanların zenginliği daha da artıyor. Yani daha az sayıda zengin daha zenginleşirken sayıları her gün artan fakirler daha da fakirleşiyor.

Küresel kapitalizmin dünyaya sunduğu uygarlığın rakamsal özeti budur. Davos'ta eklemlenmeye çalıştığımız küresel sistemin dünyaya vaat ettiği gelecek tasavvuru bundan ibarettir.

Bu zamana kadar Batı uygarlığını eleştirenler, modernizmle hesaplaşmaktan çok sızlananlarla yeni bir medeniyet inşa etmek iddiasında olanların yüzleşmek zorunda oldukları uygarlık gerçeği budur.
......
tamamı*



Bu "kel başa şimşir tarak"ı da geçtiğimiz yaz Taraklı'dan aldım. Hani şu ülkemizin kültür mirası listesinde olduğu için üzerine titrediğimiz, Amerika'daki Kızılderililer gibi koruma altına aldığımız, vahşi kapitalizme direnmeye çalışan, dağ kasabası Taraklı var ya, işte oradan, sokak içindeki bir dükkandan elim boş çıkmayayım diye bu el emeği göz nuru tarağı almıştım. İşin ilginç tarafı bu sevimli tarak da bugün karşıma çıktı günler sonra. (Traşımın geldiğini fark edip hemen mahalle berberimiz Bayram'ın koltuğuna oturdum namazdan sonra)

"Hocam kes traşı da sadede gel! Ölüm gerçeğini anlatıyordun, birden necefli maşrafa gibi tarak resmi koydun. İyi de aga, bu ikisi arasındaki bağlantıyı çözemedik" mi dediniz? Aşk olsun, ne var bunda çözülmeyecek. "Ölüm çizgisi" demedik mi, "eşitlik" "aynı hiza" demedik mi? Eee, şu tarağın dişlerine bir daha bakın o zaman! Evet işte öyle. Bu dünya çok ilginç bir yer. Bütün olaylar arasında enteresan bağlantılar var da biz göremiyoruz. Gören gözü olanlara, akleden kalb sahiplerine aşk olsun. Aşkımız daim olsun.

Vesselam...

Hiç yorum yok: