21 Ekim 2016 Cuma

Mübtela Durağı

Ümmet olarak çok ağır imtihanlardan geçiyoruz. Hani derler ya "başımıza gelen pişmiş tavuğun başına gelmedi" diye, aynen öyle. Yaşadıklarımız aklıma geldikçe bir garip oluyorum, gayri ihtiyari irkiliyorum. Dün Cengiz abi ile de konuşurken söz döndü dolaştı bu konuya geldi. Başımıza gelenlerin sebebi hikmetini mütalaa ederken bu belaların ahirete dönük tarafını da akıldan çıkarmamamız gerekir, diye düşündük. İsyan etmemek lazım. İnşaallah ahirette nail olacağımız makamlarımızı hak etmek için bu tür imtihanlardan geçmemiz gerekiyordur. İslam olmak, teslim olmaktır. Haydi hep birlikte İbtila* bahsini bir kez daha okuyalım.

Veee, ne güzel tevafuk ki Hayrettin Karaman hocanın bugünkü yazısında* açıkladığı ayette de ibtila kelimesi geçiyor. Bu ne güzel tevafuk. O halde biz susalım hocamız devam etsin:


بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
َفَأَمَّا الْإِنسَانُ إِذَا مَا ابْتَلَاهُ رَبُّهُ فَأَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَكْرَمَنِ 
وَأَمَّا إِذَا مَا ابْتَلَاهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَهَانَنِ 
Fecr Suresi 15-16 Ayetler
İnsana gelince, rabbi ona imtihan için ikramda bulunduğunda ve onu nimetlere boğduğunda, 'Rabbim bana ikram etti' der (mutlu olur)
Onu imtihan edip rızkını daralttığında ise 'Rabbim beni önemsemedi' der (mutsuz olur)  

Cenâb-ı Hak akıl ve irade sahibi, meleklerden yüce de olabilecek, hayvanlardan daha aşağı derekelere de inebilecek kabiliyette bir varlık olarak insanı yaratmış ve verdiği imkan, nimet ve yetenekleri hür iradesiyle hayırda kullanmasına razı, ama şerde kullanmasına da imkan vermek suretiyle onları imtihana tabi tutmuştur. Bu imtihanı kazanabilmek için:

1. Nimetin asıl sahibinin Allah olduğunu, O'nun nimeti bize, liyakatimiz dolayısıyla vermeye mecbur olduğu için değil, bir lutuf olarak verdiğini bilmek ve O'na minnettar olup şükretmek; nimetini kıstığı zaman da hükmüne razı olup sabretmek;

2. Allah'ın verdiği nimetleri yoksul ve himayeye muhtaç olanlarla paylaşmak, buna başkalarını da teşvik ederek bu hususta toplumsal bir duyarlılığın gelişmesine, dayanışma ve yardımlaşmanın kurumsal bir hale gelmesine katkıda bulunmak gerekiyor.

Bu iki davranış ölçüsü, İslâmî kaynaklarda, “Allah'ın emrine saygı, Allah'ın yarattıklarına şefkat” şeklinde formülleştirilmiştir. 15-20. âyetlerde müşrik Araplarda ve benzerlerinde görülen Allah'a karşı küstahlık derecesine kadar varan benlik iddiası, “öteki”ne karşı tam bir sorumsuzluk ve ilgisizliğe götüren egoizm ve çılgınca bir mal tutkusu veciz ve etkileyici bir üslûpla eleştirilmiş, müminler için de doğru olan davranışlara işaret edilmiştir.

Hiç yorum yok: