31 Aralık 2016 Cumartesi

Yılsonu Durağı

Ahan bu da 2016'nın son yazısı olsun. Mümkünse kısa olsun. Bir türlü bitmek bilmeyen bu inatçı yıla nazire olsun, göz açıp kapayıncaya kadar bitiversin. Yetti gaari!

İşin latifesi bir yana şu 360 günde başımıza gelen pişmiş tavuğun başına gelmedi. Kabus gibi. Gibisi fazla. Aslına bakarsanız yılın, ayın, günün, saatin, dakikanın suçu yok. Suç bizde, biz insanlarda. Zarfa değil, mazrufa bakmak lazım. Bizim zarftan çıkanı tek kelimeyle izah edilebiliriz: İhanet. Hem de tarihin en iğrenç ihaneti. Hain/ler/in kökü dışarda. Kuklacının ipleri var enselerinde. İpi takip edince esas oğlana ulaşıyorsunuz: Amerika. Pişkin pişkin sırıtıyor yüzümüze.

Yılın bu son demlerinde Mahzuni Şerif'i yâd etmek varmış kaderde. Adam haklı -imiş- beyler! "Amerika katil katil" diye haykırdığı türküsünden bahsediyorum. Müthiş bir meydan okuma. "Defol git benim yurdumdan" diyor, daha ne desin? "devleti devlete çatar" sözü dilime pelesenk olmuştu bir zamanlar. Gerçi o günlerde biz "komünistler moskova'ya" durağında idik ama laf aramızda Mahzuni de dinlerdik hani.

Zaman bir çarkıfelek gibi döndü dolaştı, bizi yine aynı noktaya getirdi. Şimdi tam Mahzuni dinleme zamanı. Sıradaki parça neden bahsettiğimi henüz anlamayan geçlere ve de genç ihtiyarlara gelsin:


Yılın son alıntısı da konumuzla ilgili. İbrahim Karagül, Mahzuni'nin yıllar önce özetlediği gerçeğin günümüzdeki halini çok güzel izah etmiş. Play üçgenine tıklayın, fonda türkü çalarken bugün karşı karşıya olduğumuz tehlikenin boyutunu okuyun lütfen:
....
Hiçbir savaş, hiçbir kriz, hiçbir bölgesel bunalım ABD'yi bu kadar suçüstü, bu kadar açıktan yakalamadı. ABD yönetimi, bir coğrafya ile ilişkilerini sadece bir terör örgütüne ihale etmedi.

Hiçbir ABD yönetimi, dünyanın gözleri önünde, bir müttefikine karşı teröre bu kadar açık destek vermedi. O örgütlere silah sevkiyatı yapmadı. Bu örgüt üzerinden silahlarını o müttefik ülkenin şehirlerine sokmadı, bu şehirlerde iç savaş çıkarmak için kullanmadı, o ülkenin vatandaşlarını hedef almadı. Terör saldırılarında, sivil katliamlarda kullanmadı. Katiller, caniler, insanlık suçu ile yargılanması gereken sivil katliam failleri hiçbir zaman bir ülke tarafından böylesine korunmadı.

1950'lerden bu yana hiçbir gelişme, hiçbir bölgesel ve küresel politika, Türkiye-ABD ilişkilerini bu kadar derinden sarsmadı, bu kadar germedi. ABD'nin Ortadoğu politikaları bu kadar rezil bir hal almadı, bu kadar pervasızlaşmadı. Atlantik İttifakı hiç bu kadar kendi içinde ayrışmadı, kendi müttefikini, üyesini vuracak kadar ayarını bozmadı.

Suriye'yi parçalama, Türkiye'yi kuşatma..

Türkiye'nin ABD ile ilişkileri, NATO ortaklığı ve Avrupa Birliği üyelik ilişkileri hiçbir dönemde böylesine güven bunalımı yaşamadı. ABD, tarihin hiçbir döneminde Türkiye için böylesine açık tehdit olarak tanımlanmadı.

Gözümüzün önünde, her hafta helikopterlerle, uçaklarla PKK'ya Suriye'nin belli başlı bölgelerinde ABD silahları akıyor, Alman silahları akıyor. En hafif olanından en ağır olanına kadar silah yığınağı yapıyor. Türkiye'nin müttefikleri bir terör örgütünü ortak ilan ediyor. Onun üzerinden Suriye'yi parçalama, Türkiye'yi çevreleme, kuşama siyaseti uyguluyor.

Kuzey Suriye'yi PKK ile birlikte Türkiye'ye ve Suriye'ye karşı, aslında bütün Müslüman coğrafyaya karşı bir garnizon bölgeye, bir cepheye, cephaneliğe dönüştürüyor. Aynı bölgede bu amaçla demografik tasfiye yürütüyor.

Elçi, Türkiye ile alay ediyor, yalan söylüyor

Bunlar olurken o ülkenin Büyükelçisi, milletimizin gözünün içine baka baka yalan söylüyor. “Yapmadık” diyor, “silah vermedik” diyor. Oysa görüntüler ortada, bilgiler ortada, fotoğraflar ortada, kurdukları ortak askeri üsler orada. Bütün ülke ile alay ediyor, dalga geçiyor.

Ama biz bunu daha önce gördük, biliyorduk. Çekiç Güç olayından bu yana bölgede adım adım ne planlar uygulandığını, bölgenin nasıl parçalandığını, Suriye'deki durumun Çekiç Güç formülünün devamı olduğunu, bir harita çalışıldığını, bu haritanın bir ucunun Türkiye olduğunu, nihayetinde Türkiye'ye parçalamak için adımların sıklaşacağını ve açık saldırıların başlayacağını biliyorduk.

15 Temmuz, Silopi, Koridor: Plan da, silahlar da ABD'den

Suriye'nin kuzeyinde yapmaya çalıştıkları kirli planın Türkiye ayağını içeride de denediklerini, Silopi, Cizre gibi ilçelerimizde, sınır bölgelerinde uyguladıkları işgal politikalarının bunun bir parçası olduğunu, oralardaki terör organizasyonunu da Kuzey Suriye'de bu planı uygulayanların yaptığını, bugün PKK'ya silah sevkiyatı yapanların yaptığını yani ABD'nin yaptığını biliyoruz.

Daha ne bilelim? 15 Temmuz'da Türkiye'yi vuran alçak saldırıda FETÖ kullanılsa da planın bir ABD planı olduğunu, o gece yüzlerce insanımızın onların kontrolündeki örgütler tarafından şehit edildiğini, o gece Türkiye'nin içeriden vurulduğunu, Güneydoğu'da terörle işgal başlatanların, Suriye'de terörle kuşatmaya alanların 15 Temmuz'un da patronları olduğunu biliyoruz.

................

ABD ve NATO açıkça Türkiye ile savaşıyor

Washington yönetiminin, ateşkesin içinde yer almaması, PKK üzerinden bölgeyi dizayn etmeye girişmesi, bütün bölge ülkelerini terör üzerinden tehdit etmesi yeni bir durum. Önceden teröre örtülü destek veriyordu şimdi bunu açık savaşa dönüştürdü. Terör örgütüyle devlet arasındaki ayırım ABD tarafından yok edildi. Dünya ilk kez böyle bir şeye tanık oluyor. Ve dünya, bunun hesabını soğukkanlı bir şekilde soracak, acısını kesinlikle çıkaracaktır.

Yeter ki, yakın bölgede, çatışma alanlarını daraltıp, bölge içi çözümlere yoğunlaşalım. Batı'dan bölgemize yönelen yeni istila dalgasına karşı en etkin yöntem budur. Türkiye, radikal tercihler yapmak zorunda kalabilir. Çünkü hem ABD, hem NATO, hem de Bazı Avrupa ülkeleri aslında doğrudan Türkiye ile savaşmaktadır.

Bunun adı budur!

Yazının tamamı*

Hiç yorum yok: