31 Mart 2017 Cuma

Telefon Durağı

Bayram değil, seyran değil, fakirhaneye niye bu kadar "enişte" teşrif ediyor, anlamış değilim. 11. yılına giren blog tarihimizde böylesi hiç yaşanmadı. Son 10 gündür okuyucu patlaması yaşıyoruz adeta. Hayra mı yorsak, şerre mi, bilemiyorum. Şu bir gerçek ki buna alışık değilim. Strese girdim resmen. İnsanlar ne buluyor da bu kadar ilgi gösteriyor, merak ediyorum. Hemen hemen tüm yazılar okunmaya başlandı. Halbuki ne güzeldi, kendi halimizde, aylık birkaç bin okuyucu ile hasb-i hâl ediyorduk havadan sudan. Şimdi onbinlerce okuyucu ile nasıl baş edeceğim ben. Nelerden hoşlanırlar, neyi sevmezler, hassasiyetleri nedir, nereden bileyim ben? En iyisi sınav yapmak. Evet evet. çıkarın kağıdı kalemi, sınav yapacağım sizi, kim organik okuyucu (ne demekse?), kim "enişte" anlamam lazım.


Tek soru: Yukarıda ne yazıyor. Bu soruya cevap verirken gogula danışmak serbesttir. Ama sakın beni uğraştırmayın, makul ve mantıklı cevap bekliyorum. Asla o iki kelimeyi kullanmayın, başınızı emme basma tulumba gibi sallamayın, aksi taktirde orkestranın çalacağı İzmir marşı ile postalarım geldiğiniz yere. Ben rutin akışıma devam edip bugünkü yazımı yayınlayana kadar süreniz var. Gözüm üzerinizde, kopya çekeni yakarım.


Bu ne mi? Geldiğimiz son nokta, ne olacak. Yani zıvananın zirvesi. Geçen gittiğim camide çektim bu fotoğrafı. Sizin anlayacağınız yaş ortalaması 50 olan cemaat-i müslimin çağ atlamış da bizim haberimiz olmamış sayın seyirciler. Onların da cepleri akıllanmış. Hem de ayfon. Aman Allahım, yoksa bizim blogdaki okuyucu patlamasının nedeni bu mu? Hacı amcalar eski telefonlarına veda edip cicişleri ile oynarken fakirhaneyi keşfettiler demek ki. Artık rahat uyuyabilirim.


Oysa eskiden böyle mesaj yüklü ikaz levhaları görürdük camilerimizde. Eski camlar bardak olmuş da haberimiz olmamış. Aslında bu ikaz işaretlerinin ilkinde benim de ilk telefonum olan kapaklı motorola telefonunun resmi vardı. Artık ona rastlayamıyoruz ne yazık ki(!). Cemaat de zamana ayak uyduruyor gördüğünüz gibi.


Ama tek tük de olsa zamanın gerisinde kalmış camilerimiz de yok değil. Bu ne yahu? Tamam soldakini anladık da, sağdaki kablolu ev telefonu işareti ne hocam? Yani amcam camiye gelirken evdeki telefonun fişini de mi çeksin. Yengenin suçu ne? Ya da "bir cep telefonum bile yok, anlıyor musun?" diyen ihtiyara ayıp olmasın diye mi koydun o ikonu? La havleee!


Bak Ataşehir Müftülüğü ne güzel bir levha hazırlamış. "Ağyarına mani, etrafına cami" Markasını belli etmeyen bir telefon ikonu. İrtibat-mirtibat karıştırmadan dimdirek söylüyor. Gerçi sessize alınca da maksat hasıl oluyor ama şimdi 60-70 yaşındaki hacı amca nasıl becersin onu. Kapat gitsin. Hatta mümkünse hiç açma. Hatta ve de hatta hiç alma. Eskiden cep telefonu mu vardı?


Halen camilerimizdeki en meşhur uyarı levhası bu. Nokia diye bir marka kalmadı ama resimleri camilerimizi süslemeye devam ediyor. Fakat laf aramızda ülkemizde epey bir telefon sattı bu İsveç firması. Sonunda Amerika ve Kore kıskacına dayanamayıp telef olup gitti.

Heeey, sınavdakiler sizi unuttum sanmayın, tamam süre bitti. Alayım cevapları. Okuyabildiniz mi ne yazıyor? Tamam tamam, strese girmeyin. Okuyan da okuyamayan da imtihanı verdi. Hepinize benden 10 puan, 10 puan, 10 puan. Latife olsun diye yaptım çünkü. 

Bu mekana iyilikle, güzellikle gelen herkesin başımın üstünde yeri var. Bizim amacımız Allah rızası. Çok okunup meşhur olmak gibi bir derdimiz yok. Dünya hayatı bir yol, bizler de -asıl-vatanından ayrı düşmüş birer garib yolcularız. Değer mi birbirimizi üzmeye. Değmez vallahi. Bu kan, bu ızdırap niye? Bu savaşlar neden? Neyi paylaşamıyoruz Allah aşkına? "Üzgünüm Dünya"

Pendik'teki hastahanenin mescidinde rastladım yukarıdaki Osmanlıca uyarı levhasına. Yazının altındaki imzasından anladığımız kadarı ile ismi Faruk olan bir kardeşimiz yazmış. El yazısına hayran oldum. Ne güzel cemaati cep telefonu konusunda tatlı tatlı ikaz etmiş de inşaallah okuyabilen vardır: 

Huzur ver camimize, 
Sen etme telef onu, 
Ya sustur al sessize, 
Ya kapat telefonu

Vesselam...

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Sâiride Tâlî Mahlas-ı Nâmı ile meşhur Mustafa Küçükaşçı hocamızdır.