29 Nisan 2017 Cumartesi

Kilise Camii Durağı

16 Nisan Referandum virajını biraz zor da olsa sağ salim döndükten sonra kısa sürede kendimizi toparladık çok şükür. Önümüz dümdüz oldu. Bahara teşne Anadolu stepleri bizi bekliyor. "Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz" Hem sıla-i rahim zamanı geldi de geçiyor bile. Bu seferki yolculukta yanımda annem ve babam da var ki, resmen kaymaklı kadayıf. Güzergah şimdiden belli. Önce Yüksek Hızlı Trenle Ankara. Bir gecelik moladan sonra ver elini Yozgat. Peki neden YHT? Çünkü 90 yaşındaki babamın 250 km sür'atle giderken tepkilerini dünya gözü ile görmem lazım. Buyurun siz de görün.


Aslında fazla bir tepki vermedi. O eski hayret makamındaki bakışlarından eser yok şimdi. Dünyanın boş olduğunu, oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu ayn-el yakîn anladı herhalde.

Yediğim içtiğim bende kalsın. Heybeme attığım güzelliklerin hepsini bir anda anlatacak halim de yok. Bugün "camiler" bahsine bir halka daha ekleyeceğim sadece. (Yazıların altında etiketler var. İlgilendiğiniz etiketi tıklayınca o konuyla ilgili yazılar çıkar. Camiler etiketi altında da 100'e yakın yazı oldu.) 

Bugün size bir cami tanıtacağım. Daha baştan ismini okuyunca "yok daha neler" diyeceğinizi düşündüğüm bu cami bizim ilçenin merkezinde bulunuyor. Aslında 2014 senesinin Nisan ayında yayınladığım "Bayramlık Niyetine" başlıklı yazıda yazıda ucundan kıyısından bu camiden bahsetmişim. Bugün ayrıntılarına giriyoruz.  


Camimiz bu. Tepenin üzerine kondurulmuş bir taş yapı. Akdağmadeni çarşı girişinden böyle görünüyor. Haydi ağır ağır çıkalım şu yokuşu. 


Tabeladan anladığımız kadarı ile kısa adı ORAN olan "Orta Anadolu Kalkınma Ajansı" Kalkınma Bakanlığı'na bağlı faaliyet göstermektedir. Akdağmadeni'ndeki kültür varlıklarını canlandırmak için bu yapının restore edilmesine katkıda bulunmuş. "Pekiii", diyeceksiniz, "hani burası cami idi, Kalkınma Bakanlığı ile ne alakası var?" 


Haklısınız, "aslında burası bir cami değil, kilise" (imiş) desem? Evet evet, yanlış okumadınız bu taş yapı bir zamanlar kilise imiş. "Bir zamanlar" dedikse, taaa Roma döneminden bahsetmiyorum. Bundan 100 yıl öncesine kadar burada Hristiyan teba'a ibadet ediyordu belki de. 


Sonrası malum. Bu topraklarda huzur içinde birlikte yaşayan insanları ayırmış birileri. Sen Müslümansın, sen Hristiyansın demişler. Bir arada yaşayamazsınız demişler. İsviçre'de masa kurmuşlar, anlaşma yapmışlar. Sınırları yeniden çizmişler, Selanik çizginin dışında kalmış. Oradaki Türkleri buraya, buradaki Rumları da oraya mübadele etmişler. Yani değiş/tokuş. Kafanızı gerçeklerle fazla tokuşturmadan konuyu değiştireyim, bu ilginç caminin içine buyur edeyim sizi en iyisi.  
  

Caminin resmi adı "İstanbulluoğlu Camii" dir, lakin halk arasında "Kilise Camii" olarak bilinir. O kadar özümsenmiş ki bu isim, dışardan bakınca bir Yozgat'lının yan yana asla getirmesini tahmin etmeyeceğimiz bu iki zıt kelime rahatlıkla birlikte kullanılıyor. (ne uzun ve karmaşık bir cümle oldu yahu. inşallah ne demek istediğimi anlamışsınızdır.)


Camiye şu gördüğünüz açık kapıdan giriliyor. Bilmem dikkatinizi çekti mi, diğer camilerin aksine buranın ana giriş kapısı yandan. Çünkü kilise yönü ile cami yönü farklı. Kilise iken kapı arka tarafta imiş. Yani kapının tam karşısında o heykellerin ve papazın vaaz ettiği bölüm. Cami olunca kıble yan duvara denk gelmiş. Mihrap-mimber ve kürsü duvara zarar vermeden ahşap malzeme ile bu duvara yapılmış. 


İkindi ezanı okunurken çıktım bu tepeye. Vakit namazlarını caminin bu ana bölümünde değil de son cemaat mahallinde kıldık. Cemaatin az olmasından dolayı mı, yoksa başka bir nedeni var mı, bilmiyorum. Namazdan sonra imam efendi misafir olduğumu anladı, caminin içine girme isteğimi kırmadı, kapıyı açtı bana. Cuma namazlarında ve cemaat çoğalınca burayı açıyorlar herhalde.


İçeriyi zorlamamızın asıl nedeni bu fotoğrafı çekmek. Gittiğimiz her caminin kubbesinin altına durup parmak izini kayıtlara geçirmek. İnstagram sayfamda tekmilini görebilirsiniz. 


Caminin içi böyle görünüyor. Bol direkli. Beni esas hayrete düşüren husus şu oldu; pencereler küçücük olmasına ve vaktin de akşama dönmesine rağmen içerisi oldukça aydınlık. Bunun mutlaka mimari bir açıklaması vardır. 


Bahsettiğim bölge burası. Şu yükselti yapının doğu tarafında. Mekan kilise iken din adamının çıkıp vaaz verdiği, ikonların ve kürsünün bulunduğu ana bölme. Ana hatları ile orjinal yapı korunmuş. Halı ve seperatörün dışında bir ilave yok.


Bölümde çektiğim detay fotoğrafları alt alta koydum. Üzerine tıklayınca ekranı kaplayacak şekilde görebilirsiniz. Belki birilerinin işine yarar diye düşünüp bol bol resmettim. 


Mihrap-Mimber Kürsü üçlüsünün ahşap işçiliği gerçekten güzel olmuş. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Demek ki isteyince oluyormuş. Hem güzel hem de yapıya zarar vermeden uyum içinde duruyorlar. 


Baksanıza, şiir gibi bir görüntü. Bu bina kaderine terk edilse idi, ya da soğuk yüzlü bir müze olsa idi daha mı iyi olurdu? Eşyanın da ruhu vardır ve onlar da bakım isterler, şefkatli dokunuş isterler. Resimde görüldüğü gibi güzelleştirilince de mutlu olurlar.  


Giriş tarafında hem minareye, hem de üst mahfile çıkmak için böyle bir merdiven var. Kendimizi müezzinliğe soyunup "hadin kurtuluşa" diye haykıramayacağımıza göre minareyi bir kenara koyup üst mahfile çıkıp caminin içine bir de oradan bakalım hadi.



Bunlar da üstte çektiğim detay fotoğrafları. Bu yazıda fotoğraf konusunda limitleri biraz zorladığımın farkındayım. Ama bu fırsatı değerlendirmek lazımdı. Başka nerede bulacağız ismi "Kilise Camii" olan bir yapıyı?


Yolcu yolunda gerek diye çıktığımda Akdağmadeni'nin günü bitmek üzere idi. Merkez Haseki Camii'nin minareleri uzaktan bizi köye uğurlamak için el sallıyor. Evli evine, köylü köyüne. Sağlıcakla kalın efendim.

Vesselam...

Hiç yorum yok: