16 Mayıs 2017 Salı

Bilecik Müzesi Durağı

Osmanlı Çınarının dikildiği topraklara baktım uzun uzun. Ne bereketli bir toprakmış ki cihana hükmeden bir imparatorluğu kaynaklık etmiş. Bu diyarların dağları, taşları, ırmakları bir başka olmalı. Bunun bir sırrı vardır da görebilene aşk olsun. Biz sadece zahirini görüyoruz, "dağ-taş işte" deyip geçiyoruz. 

Bilecik Müzesi belki bize bu konuda bir ipucu verir diye yolumuzu müzeye uğrattık. Müzeye giriş ücretsiz. Osmanlı zamanında devlet dairesi olarak kullanılan büyükçe bir konak burası. İki katlı. Üst katta kültürümüze ait eşyalar sergileniyor. Alt katta daha çok arkeolojik kazılarda bulunmuş seramik kaplar ve eşyalar var. Bahçede ise mermer buluntular var. Bu şirin müzeyi gidip gezmenizi hararetle tavsiye ediyorum.

İşte bize ipucu. Gerçekten de bu yörenin yeraltı da yerüstü de bereket fışkırıyor. Yolda ilerlerken başınızı kaldırıp dağbaşlarına şöyle bakarsanız mermer ocaklarını görürsünüz. İnsanoğlu modern makinelerle dağın tepesini oymuş blok halindeki mermerleri kalıp peynir keser gibi kesiyor. Buraların dağlarının içinde servet yatıyormuş meğer. Dün de böyle imiş bugün de böyle. 


Dünkü örneklerini müzenin bahçesinde böyle gelişigüzel sergilenmiş halde görebilirsiniz. Bu eserler açık havada, yazın güneş altında, kışın kar yağmur altında kaderlerine terkedilmiş gibi geldi bana. Biraz daha özen gösterilse, düzenlense daha iyi olmaz mı? 


Alt katta da bunlara benzer topraktan yapılmış eserler var. Yani bu yörenin taşı mermer, toprağı seramik oluyor. Halen de gerek Bozüyük'te, gerek Söğüt'te devasa seramik ve vitrifiye fabrikaları mevcut. Şimdi isimlerini yazarsam reklama girer. Bereket fışkırıyor adeta. Osmanlı burada kurulmayıp bizim Yozgat'ta kurulacak değil ya. 


Üst katta da yer üstünde yaşayanların ürettikleri güzellikler sergileniyor. Bereketli topraklarda otlanak koyunların yününden, dağlarında yeşeren otların kök ve çiçeklerin renginden yörük annelerimizin el emeği ile üretilmiş kilimler. Her bir desenin adı var. Her bir kıvrımın hikayesi var. Şimdi Yozgat'ın hakkını yemeyelim aynı desen ve nakışları bizim Bozok yaylasında da görebilirsiniz. Zaten Kayı Boyu da Bozokların bir kolu değil mi? Şu güzelliğe bakar mısınız?


3 numaralı takının açıklamasında "Hamaylı" yazıyor. Bizim memlekette de kullanılan bir kelime bu. Yanlış hatırlamıyorsam Kur'an-ı Kerim'e verilen bir isim bu. "Hamaylı çarpsın" diye yemin edilir mesela. Bu gerdanlığın da ortasında bulunan silindir kabın içine muska konulduğu için hamaylı deniliyor herhalde. Her biri el emeği, göz nuru. Sırf şunları görmek için bile gidilir Bilecik'e.

Fotoğrafını çektiğim diğer eserleri de buraya koyayım ki kafasında hâlâ Bilecik'e gelmekte tereddütü olanlar teşvik olsun. Arkadaş, gel dedik işte, pişman olmazsın. Anlatmadığım daha neler var neler. Bakıyorum da "İşim gücüm var, gelemem" diyenler var aranızda. O zaman "ver mehteri ver mehteri" Sıradaki parça onlara gelsin:


Nasıl? Begendiniz degil mi? Dönüş yolunda Osmangazi ve Ertığrulgazi tünellerini çektiğim video da "tam yerine denk geldi" ben de paylaştım. Fondaki müzik tamamen tevafuk. İbrahim Tatlıses dinlerken o ana bu türkü denk geldi. Yoksa öyle mermi çakmakla, zıvanadan çıkmakla bizim işimiz olmaz. Tüneller nasıl ama? Osmangazi 3 km'ye yakın. Git git bitmiyor. Yarıdan sonra kameranın odağı kaymış, olaya değişik bir gizemli hava katmış. Hoş.

Vesselam...

Hiç yorum yok: