18 Mayıs 2017 Perşembe

Kimsesizler Durağı

Şehir dışına çıkınca anlıyorum ki, bu İstanbul'da yaşamak resmen ömür törpüsü. Belki de testere. Hayatımızı lime lime doğruyor bu koca şehir. Her geçen yıl, her geçen gün biraz daha çekilmez oluyor. Maltepe gibi ortalarda (ne lüks, ne varoş) bir ilçede bile artık arabanız başınıza bela olmaya başladı. Eskiden bomboş olan sokaklarda sağlı sollu park etmiş araçlardan gidilecek yer yok. Hele de akşam üstü, işten yorgun argın eve dönerken sokak aralarında resmen sinir harbi yaşıyorsunuz. İki araç yan yana geçemiyor. Bir sokağa girince dua ediyorsunuz ki karşıdan araba gelmesin. Geliyorsa ve karşıdaki sürücü inat biri ise yandı gülüm keten helva. Adam biraz beklese o da siz de geçip gideceksiniz. Ama ne gezer, acelesi var ya? Kafa kafaya gelirsiniz en dar yerde. Ya o, ya siz geri geri gideceksiniz sokak başına kadar. El kol hareketleri, sellektör, korna derken korkulan olur. Önce ağız dalaşı sonra Allah korusun kavga. 

Hemen hemen tüm apartmanların altı otopark -gibi- görünür planda, projede. Gerçekte ise öyle bir şey yok. Laz müteahhit bodurmu da daireye çevirmiş. Olan apartmanlarda da 20 daire varsa 10 araçlık park yeri var. Dolayısı ile evin önüne kadar arabanızla gelseniz bile mesai bitmiyor. Sığmaz ki cebinize koyasınız. Önceden gelenler kapmış sokaktaki tüm boşlukları, artık evin etrafındaki sokaklarda daire çizerek dolan babam dolan. Dolap beygiri gibi. Şansınız yaver gitmezse taaa uzaklara park edip tabanvayla eve geldiğinizde pestiliniz çıkmış oluyor. 

Masal anlatmıyorum. Şu anlattıklarım şimdiki zamanda, İstanbul'daki tüm merkez ilçelerde yaşanıyor. Eksiği var, fazlası yok. Kentsel dönüşüm de çare olmadı. Yapılan evlerin altı gerçekten otopark oluyor ama ihtiyacın yarısından azı bile değil. Şimdi artık her hanede birden fazla araç var. Eline üç kuruş para geçen hemen araba alıyor sanki. Hayatımızı kolaylaştırmak için icad edilen otomobiller başımıza bela oldu resmen.

"Kimsesizler mezarlığı" diye bir olgu vardır, bilirsiniz. Genellikle hastahanelerde vefat edip belli bir süre yakını çıkmayan cenazeler görevliler tarafından kimsesizler mezarlığına defnedilir. Bu bir mecburiyettir. Yakını gelecek diye morgda aylarca bekletilecek hali yok ya. Bir şekilde yerüstü nüfusundan yeraltı nüfusuna transfer edilmesi lazım rahmetliğin. 

Şimdi diyeceksiniz ki, "araçların park probleminden kimsesizler mezarlığına dikey geçişin hikmetini anlayamdık hocam" Anlatayım:

Aynı yöntemin sokaklarda kalmış eski araçlar için de uygulanması halinde geçici bir süreliğine de olsa park problemi çözülebilir, diye düşünüyorum. Bizim mahallede o kadar çok var ki bu "kimsesiz" araçlardan. Ben beni bildim bileli kaldırımın kenarında bekleyen araçlar var.
İşte size bir örnek. Asfaltta ot bitti. yakında ağaç çıkarsa şaşırmam. Bir araçlık park yerinin altın değerinde olduğu bu dar sokakta ben deyim, 15, siz deyin 25 yıldır bekliyor bu alet. Neymiş, özel mülkiyete giriyormuş, sahibinin izni olmadan çekilmezmiş. Geçin bunları kardeşim. Götürün bir kimsesizler mezarlığına, sahibi orada bulsun, ne yapacaksa yapsın. Haksız mıyım?
Al bir tane daha. Kaldırımdan neredeyse 1 metreye yakın açığa park edilmiş. Yolun ortasında, kapısı penceresi açık, içi tarumar edilmiş. Birileri yatak yorgan getirmiş, lastikler inmiş. Öylece duruyor senelerdir. Bu saçmalığı biri bana izah etsin. Adam arabasına sahip çıksın arkadaş. Çıkmıyorsa da gereği yapılsın. Belediye ne için var ki?
Bu konuda en büyük problem şu Pegeut J9 minibüsler. Kısa bir zaman ilgi gördüler, bizim çalıştığımız dönemde TRT'ye bile alınmıştı bol miktarda. Saçma dizaynı ve diğer nedenlerden dolayı gözden düştüler ve gördüğünüz gibi sokak aralarında kaderlerlerine terk edildiler. Nerede ise 2 otomobillik yer işgal ediyorlar. Kimse de bir şey yapmıyor/yapamıyor. Altından otlar bitmiş, her tarafı paslanmış, ahı gitmiş vahı kalmış. Akıl alır bir durum değil.
Ya buna ne diyeceksiniz. İstanbul plakalı bile değil. Lastiğini, kapı kollarını sökmüşler. Çok çirkin bir görüntü. Bunu biz görüyoruz da yetkililer niye görmüyor anlamadım. Belediyenin eski adı "Şehremaneti" idi. Şehri emanet ettiğimiz adamların gözünün içine sokmak lazım bu görüntüleri. Rezalet. 
Turpun büyüğünü sona sakladım. Şu rezalete bakar mısınız? Hemen arka taraf meşhur E5. Karşıda görünen binalar Türkiye'nin en prestijli şirketlerinin "hed" ofisleri. Çelişkiler ülkesinin zıtlıklar şehrine hoş geldiniz. Hemen yan tarafta İstanbul'un önemli liselerinden biri var. Bu araçları çekmek için daha ne bekliyor devletlûlerimiz? Pislik dersen pis, mikrop, hastalık ne ararsan var. Midenizi bulandıran bu resimlerden dolayı özür diliyorum. 

Vesselam... 


Hiç yorum yok: