20 Haziran 2017 Salı

Şemsipaşa Durağı

Mimarsinan'ın Üsküdar'daki zarif eseri Şemsipaşa Camii'nin denizle irtibatının kesilmek istendiği haberlerini okur okumaz yüreğim cız etti. "Bu kadar da değildir" dedim içimden. Bizim sosyal medya fenomenlerinin abartması olabilir, diye düşündüm. Yani inanmak istemedim sizin anlayacağınız. Tamam, Üsküdar sahilinde dolgu yapılacağını, bu konudaki planın belediye meclisinden geçtiğini duymuştum geçenlerde ama gördüğüm kadarı ile dolgu iskelelerin bulunduğu girintiye yapılacak. İskeleler nereee, Şemsipaşa nere? Yok yok, bu mümkün değil, kimse bu kadarına cesaret edemez diyerek belleğimden kovaladım o kötü haberleri. Baktım bugün hala yoğun bir şekilde arkadaşlar yetkililere sitem ve şikayetlerine devam ediyor, ani bir kararla atladım 18Ü otobüsüne. Bu vesile ile öğleyi Üsküdar'da (Hüdayi'de) kılmış oluruz. Haydi bismillah. 
Otobüsün son durağı caminin hemen yanında. İner inmez kendimi avluya attım. Şükür cami yerinde duruyor. Cıvıl cıvıl çocuklar, mutlu anne-babalar, mukabele sesi, denizin mavisi, martıların çığlığı... İçim ferahladı bir anda. 
Deniz tarafına geçer geçmez gördüğüm manzara tüm ferahlığı denizin dibine gömdü resmen. Eyvah ki ne eyvah. "Başkan bu ne?" Şimdi oruç ağzımla beddua ettirme başkan, bu rezalet ne? Paslı demir borular üstüme üstüme geliyor, bana bir şeyler oluyor, biri bana bunun bir "sanrı" olduğunu söylesin "tanrı" aşkına. Allah müstehakkınızı versin başkan. Ramazan davulu gibi şişesin başkan, BU NE?
Kabus değil gerçek. Ne ara çakmışlar bu boruları denizin ortasına? Hiç mi duyan eden olmamış. Yer yerinden oynamıştır bunlar çakılırken. Şemsi Ahmet Paşa'nın türbesi hemen denizin kenarında. Kemikleri yer değiştirmiştir rahmetliğin. Ecdada rezil olduk, dünyaya rezil olduk. Beton kafalı adamların yaptığına bakar mısınız? Edepsizliğin bu kadarını beklemiyordum, yanıldım. Bunlara oy veren bir seçmen olarak kendimi suçlu hissediyorum. Şemsi Paşa ve Mimar Sinan'dan af diliyorum kendi adıma.
Şehremini diye eman verdiğimiz insanların şu yaptığına bir bakar mısınız? Sahildeki yaya yolu yarılmış boydan boya. O yarıklar önlerine çıkan cami avlusunu da adana karpuzu gibi ayırmış iki yerden. Deprem olsa -ki oldu- bu kadar hasar veremezdi tarihi yapıya. Korkarım ki zamanla daha da açılacak şu çizgiler.
Avludaki mezarların ortasından geçen iki "fay hattı" hızını alamayıp caminin duvarını da çatlatmış. Utandım, şu mezar taşlarına ne diyeceğimi bilemedim. Huzurunda bulunduğum kabir ehlinden utandım. "Yer yarılsa da içine girsem" Suçlu ayağa kalk! dense kimse üzerine alınmaz. Şu arkada gördüğünüz devasa vinç kala kalır ayakta. Demir dile gelir, "evet tek suçlu benim, o silindir kazıkları denizin ortasına ben çaktım" der de onu kullanan esas suçlular pişkin pişkin otururuz kenarda. "Ben masumum hakim bey"
Hatta hem suçlu hem güçlü makamında ahkam kesmeye devam eder asıl suçlular: Size de iyilik yaramıyor kardeşim. Her yağmurda Üsküdar meydanı denize karışıyor, trafik arap saçına dönüyordu. Biz bunu çözmek için meydanı düzenliyoruz, genişletiyoruz, denizi dolduruyoruz, daha ne istiyorsunuz. İstanbul için bir şans(!) olan mimar belediye reisinin kıymetini sonra anlayacaksınız. İstanbul'un siluetini değiştirdik, modern bir görünüm kazandırdık, Maslak oldu "Mashattın" daha ne istiyorsunuz? 
Ya, işte böyle kardeşlerim. Durum bundan ibaret. Beton kafalı adamlar bu şehri mahvetti. Geri dönüşü olmayan yollara soktu bu şehri. Güzelim camiler, Üsküdar meydandaki o zarif çeşme bunların yaptığı ucubelerin gölgesinde kaldı. Akşam haberlerden öğrendiğim kadarı ile dolgu çalışmasının cami önünde kalan bölümü durdurulmuş. Artık çok geç. Caminin dibine çakılan şu kazıklar nasıl çıkarılacak? Çakarken bir hasar verilmişti, çıkarmaya kalkışırlarsa kim bilir neler olur. Düşünmek bile istemiyorum. 
Bu kazıkların üstüne platform konulacakmış. Yani makyaj yapılınca görünmeyecek bu çirkinlik. "Cilalı İmaj Devri" Utanç abidesi olarak arada bir görünsün diye aslında rahatsız olduğum bu fotoğrafı kaldırmıyorum buradan. Bu utanç hepimizin. Üzgünüm Aziz İstanbul, üzgünüm Üsküdar, üzgünüm Harem-i Şerif topraklarının başlangıcı olduğu için ecdadın Harem adını verdiği aziz belde.


Bu arada hayat devam ediyor tabi ki. Kuşkonmaz Camii, bütün bu olanları sineye çekip görevine devam ediyor. Müminleri bağrına basıyor, Ramazan ayında okunan mukabeleler taş duvarlarında yankılanıyor. Kütüphane, şadırvan, avlu, kubbeler, sütunlar, kabirler sessizce seyrediyor hâl-i pür melâlimizi.

Bu zarif esere kıymayın beyler! Ecdadın kemiklerini sızlatmayın. Çil çil serpilmiş kubbelere dokunmayın. 2010 yılında restore ettiğiniz camiyi 2017'de yıkmaya kalkmayın. Yıkılması gereken bir şey varsa o da Üsküdar meydanındaki o ucube Marmaray girişleridir. Önce o ruhsuz beton yapıları yıkın. Yıkın da arka planda kalan tarihi çeşme ve güzelim camiler nefes alsın.

"Hocam amma da abarttın ha! ne yıkılması, altı üstü iki çatlak, yukarıdan beri kafamızı ütüledin" şeklinde sitem okları gönderen  okurlarıma da bir çift sözüm olacak: Ne abartması kardeşim. Bu yılana daha önce Hüseyin Ağa Camii'nde sokulduğumuzu ne çabuk unuttunuz? Yanı başına inşaa edilen AVM çukurunun camiyi temelinden oynattığını, sonra restore edeceğiz diye o güzelim camiyi yıkıp yeniden yaptıklarını ne çabuk unuttuk. Siz unutsanız bile ben unutmam. İçimde bir yaradır o. Yukarıdaki arama bölümüne "Hüseyin Ağa Camii" yazarsanız konuyla ilgili feryadımı görürsünüz. Ya da size zahmet olmasın ben buraya link vereyim en iyisi: Bu ilk yazı  bu ikinci bu da sonuncusu

Vesselam...

Hiç yorum yok: