8 Temmuz 2017 Cumartesi

alicik durağı

.... sonra dedim ki gölgeme "gelele gölgem gelele, hazır ortalık sakinleşmişken seninle şu olayın başladığı yere gidelim" en başa yani. dünya gurbetine giriş noktasına. gözümü açar açmaz eyvah diye çığlığı bastığım o eve gidelim hadi. 

sağolsun o da kırmadı beni, ikibininonyedi haziranının otuzunda, gün ikindiye dönmüşken, akşamı getiren sesler eşliğinde köyün merkezine doğru yürümeye başladık. ben ve gölgem.



alicik, hane sayısı olarak elli küsur yıl öncesine (hadi küsurunu da söyleyelim; sakarya ile samsun arasında bir yer) geri dönerken biz de o zamanın toprak damlı evinden geriye kalan yıkıntıya doğru yol aldık. gölgem ve ben. "yürüyeceksin, gölgen yürüyecek arkandan" bulmamız zor olmadı, zira her sıla-i rahimde, her camiye gidiş gelişte bakışımız gayri ihtiyari o viraneye yöneliyordu zaten. bu hale geldikten sonra zamanın törpüsüne karşı bağışıklık kazandı, yıllardır görüntüsü hiç değişmedi. küçük bir pencere çerçevesi ve puharinin dışbükey kavisi. 

"çocukken gün battı mı bir köşede ağlardım, nihayet döne döne aynı noktaya vardım" gölgem benden önce davrandı, yıkık çiti atlayıp girdi içeri. bende o cesaretten eser yok. korktum. "korkar, durur gitmez, köyün en son çitine; inanır o sınırda dünyanın bittiğine" dünyanın başladığı noktada ağaçlar bitmiş, doğduğum odanın yerinde yeller esiyor. burada söz bitiyor, hüzün başlıyor. nasıl bir şey bu, ne biçim bir yer bu dünya? 

vesselam...

Hiç yorum yok: