8 Temmuz 2017 Cumartesi

Cinayet Durağı

Tekvir Suresi 9. Ayet:
بِأَيِّ ذَنبٍ قُتِلَتْ
Günahı neydi de öldürüldü?

Adı üstünde "geçici koruma" Onu bile beceremedik. Bu vebal hepimize yeter de artar. Daha bir yaşına bile değmemiş Halaf yavrumuz yüreğimizde kalıcı iz bırakıp ayrıldı aramızdan. Ben bu yazıyı kaleme alırken onun ve sevgili anneciğinin cansız bedenleri İdlib'e varmıştır muhtemelen. Keşkeli cümlelerle kendimi avuttum gün boyu. Dün akşam haberi duyar duymaz beynimden vurulmuşa döndüm. Sabahı zor ettim. Kendimi yollara vurdum, bizi insanlığımızdan utandıran cinayetin işlendiği şehre doğru seğirttim. Bağdat harap olduktan sonra neye yarar ki bu gayret? Cenazelerin kaldırılacağı Orhan Gazi Camii'in dört bir tarafı dolmuş taşmış. Bir secdelik yer bulmak için arkalara doğru yürürken kameranın kayıt düğmesine bastım, tarihe kayıt düşmek için: Affet bizi anne, affet bizi çocuk. Sizi koruyamadık. 


Cinayete kurban giden kardeşlerimizin namazını Diyanet İşleri Başkanımız kıldırdı. Önce "hatun kişi niyetine" sonra "çocuk kişi niyetine" buna yürek mi dayanır. Hıçkırıklar arasında kıldık bu topraklarda doğan Halaf yavrumuzun cenaze namazını. 

Mehmet Görmez hoca namazda da helallik isterken de duygulandı. Hepimiz adına mahcubiyet makamında konuşurken oldukça zorlandı:

Bugün sadece bağrında ümmedi Muhammed'in bir evladını taşıyan bir annenin cenazesini kılmadık, biz sadece biberonunda sütü eksik kalmış 10 aylık bir bebeğin cenaze namazını kılmadık, biz aynı zamanda tarih boyunca mazlumlara umut olmuş aziz milletimizi mahcup edecek, hepimizi üzecek bir vahşete şahit olduk, vahşete şahit oluyoruz. Önce bir baba sonra da Diyanet İşleri Başkanı olarak buradayım. Bir babanın hassasiyeti, bir babanın duygusallığı ne diyorsa benim sözüm odur. Bize ne oldu ki biz zalimlerin, zulmün yaraladığı mazlumun zalimi olduk. Bize ne oldu ki biz vicdanımıza ve merhametimize sığınan bebeğin katili olduk. Bunun üzerinde hep birlikte düşünmeliyiz. Buradan bütün insanlığa sesleniyorum, cenazesini kıldığımız 20 yaşındaki anne, 10 aylık bebek mi mülteci yoksa bizim vicdanımız mı mülteci? Onlar mı mülteci yoksa bizim merhametimiz mi mülteci?

Sonra gaipten bir ses gelir "Suçlu ayağa kalk" nidası yurdun dört bir tarafından duyulur. Başı öne eğik ve mahcup bir eda ile dalga dalga herkesin kalktığı görülür taaa yukarıdan. Utançtan kıpkırmızı olmuştur tüm yüzler. Artık keşkeli cümlelerin bir faydası yoktur. Altı üstü dört günlük dünyada bundan daha rezil bir durum olabilir mi acaba diye düşün dur artık. 

Vesselam...

Hiç yorum yok: