5 Temmuz 2017 Çarşamba

Hayırlı İş Durağı

- Bak evladım, biz sözde değil, özde yolcuyuz. Başkaları ile karıştırma. Yolcunun şânı nedir? Yolda olmaktır. En ufacık bir vesileyi fırsata çevirip yola revan olmaktır. 3000 kilometreye yakın karayolu seyahatini bir hafta sonuna sığdırmak da bunun ispatıdır. Bilmem anlatabildim mi, var mı başka sorusu olan?

- Hayırdır hocam, Merkel "yengen"den "şengen" vizesi kapıp Cermenya'ya mı gittin karadan? Yoksa "güneş doğudan yükselir" diyerekten Acem diyarını mı turladın 3-4 gün içinde?

- A benim gözü dışarda evladım, benim ne işim olur elin Cermenyasında? İran desen bizim için gittikçe Iraklaşan bir ülke haline geliyor, "Arabistan'a mı gittin" desen daha mantıklı, ama oraya da bu zamanda karada gitmek biraz yürek ister. Hicaz yolu kapandı, Diyar-ı Şam yangın yerine döndü. Şamın şekeri de Arap'ın yüzü de atasözünde kaldı. Biz son sığınağımız Anadolu'ya gözümüz gibi bakmaya gayret edelim, arada bir yoklayalım dört bucağını. Yani Yol'umuzun menzili şimdilik Anadolu topraklarıdır. 

- Ama hocam Anadolu'nun bir başından bir başı 1700 kilometre. Sen 3000 kilometreden bahsediyorsun. Afedersin dolap beygiri gibi kendi eksenin etrafında mı döndün bu sürede?

- Höst köftehor! Şimdi sana okkalı bir Osmanlı tokadı akşederim, dönmek nedir görürsün. Yahu sen hiç mi akıllanmayacaksın, insan hocasına böyle yakıştırmalar yapar mı? Biraz sabretsen anlatacağım zaten. 

- Özür dilerim hocam, hata ettim. Söz veriyorum artık sözünüzü kesmeyeceğim, buyur anlat şu son seyahatinizi.

- İstanbul - Kocaeli - Sakarya - Düzce - Bolu - Ankara - Kırıkkale - Yozgat - Sivas - Erzincan - Gümüşhane - Trabzon - Giresun - Ordu - Samsun - Amasya - Tokat - Sivas - Yozgat - Kırıkkale - Ankara - Bolu - Düzce - Sakarya - Kocaeli - İstanbul. 

3 güne sığan güzergahın özeti bu. Payitahttan başlayıp, yine Payitahtta biten bir kara yolculuğu. Yaklaşık yarısı şehirlerarası otobüs koltuğunda, diğer yarısı bizzat direksiyon başında. Marmara bölgesinin sanayi şehirlerinin homurtusundan Bolu dağının heybetine yükseliş, oradan Orta Anadolu steplerine yatay geçiş, Bozok Platosunun doğu ucunda kısa bir dinlenmeden sonra bir seher vakti Sivas üzerinden Erzincan'ın güzel bağlarını temaşa. Oradan dikey geçiş yolu ile Doğu Karadeniz dağlarına tırmanış, nihayet Zigana geçidinden aşağı Maçka'nın taşlı yollarından kıvrım kıvrım iniş ve "işte paşam Karadeniz" Bu denize "kara" diyeni bulun bana. Masmavi sular sahilindeki yeşilin yansıması ile turkuaz rengine dönmüş. Son yılların en kavurucu yaz sıcağı Trabzon'u da muma çevirmiş. Denizinde de, insanında da hırçınlıktan eser yok. "Ha şöyle olun daa!" 

Peki biz bu "trapzon"a niye geldik? Tabi hayırlı bir iş için. Bizim "şer"le ve şerlilerle işimiz olmaz. İki gönül arasında filizlenen muhabbet tohumuna can suyu vermeye geldik Trabzon'a. Hayra vesile olmak ne güzel. Daha düne kadar birbirinden haberdar olmayan insanların tanış olması ne hoş. Yolcu'nun gözleri nemli, içi kıpır kıpır. Gençlerin yüzündeki mutluluk ve heyecan onu mest etmeye yetti de arttı bile. 

"Onlar erdi muradına, biz çıkalım yolumuza" Zigana'ya tersten tırmanmayı göze alamdım. "Akşamın karasıdır, bağrımın yarasıdır" türküsü eşliğinde kendimizi sahil yoluna vurduk. "Vurdi, vurdi, vuruldi" İlk defa geçtiğim meşhur "Karadeniz Sahil Yolu" muhteşem olmuş, tek kelimeyle "vuruldum" dersem yalan olur. İnsanla deniz arasına çekilen bir sete benzettim. Boydan boya yerleşim, ikide bir trafik ışığı, uzuuuun Perşembe tüneli, sabırsız sürücülerin dibime kadar girip yol istemesi. Acayip stres yaşadım akşam akşam. Çarşamba ovası bile rahatlatmadı beni. Pişman oldum dememem lazım ama öyle bir duyguyla girdim Samsun'a. Ondan sonrası daha yoğun bir trafik. Sonunda vücudum pes etti. Suluova civarında bir benzincide koltuğu arkaya yatırdığımı hatırlıyorum. Gece yarısından sonra daha rahattı. Hem ana yoldan ayrıldım, hem yolda araç kalmadı. Sabah namazını Turhal Merkez Camii'nde kıldıktan sonra Yıldızeli üzerinden dönüp dolaşıp kürkçü dükkanına geldik çok şükür. 

Bu seyahatte toprağına ayak bastığımız illerde bulunan ve bize yol veren yüksek dağ geçitlerine teşekkürlerimizi arz etmezsek olmaz. Her geçtiğimde beni heyecanlandıran geçitlere selam olsun:

Bolu Dağı Geçidi - Cankurtaran Geçidi - Elmadağı Geçidi - Muslubelen Geçidi - Yaraşbeli Geçidi- Kızıldağı Geçidi - Sakaltutan Geçidi - Kösedağı Geçidi - Zigana Geçidi - Hacılı Geçidi - Karadağ Geçidi - Kızıleniş Geçidi - Çamlıbel Geçidi

- Hocam, özür dileyerek araya girmek istiyorum. Bizim bildiğimiz Yolcu bu anlattıklarını çektiği fotoğraflarla desteklerdi. Tek bir fotoğraf bile koymadınız yazıya. Ne iş?

- Haklısın evlat. Bu sefer nerede ise tek bir kare bile çekmeden tamamladık yolculuğu. Birkaç video çektim, şimdi birini buraya ilintilersek yazı iyice uzayacak. En iyisi onu bir sonraki yazıya saklayalım. 

Vesselam... 

Hiç yorum yok: